Menü

Suadiyeli Ünlüler Elele

YAZ GELİP sıcaklar bastırınca, Yavuz Sultan Selim’in Bağdat Seferine başladığı yol olmasından dolayı «Bağdat Caddesi» adını alan geniş asfalt cadde, rengarenk elbiselere bürünmüş genç insanların istilasına uğrar. İstanbul’un bu en renkli caddesinde günün her saatinde bir moda defilesi yapılır!. Miniler, maksiler, mininin minileri ve gökkuşağındaki bütün renklerini bulmak kabildir bu caddede.. Yolda otomobil hızının sınırlarını zorlayıp jet hızına ulaşmak isteyen son model arabalar arasında cehennemi yarışlar yapılır. Akşam saatlerinde kafeteryalarda sandalye bulmak problem olur.



Kadıköy iskelesindeki dolmuş durağında Suadiye yazılı levhanın ardındaki kuyruk hava karardıkça uzar da uzar…

Yazı Kadıköy yakasında, Suadiye’de geçirenler arasında şöhretlerin sayısı hayli kabarıktır. Ekrem Bora zaten kendini bildi bileli haziran dediniz mi hemen gençliğini geçirdiği Suadiye’ye atar kendini. Süleyman Turan da Suadiye’deki evine göç eder.. Hülya Koçyiğit de yaz gelince eşi Selimle birlikte Suadiye’deki «baba evine» taşınır.. Öztürk Serengil cadde üstünde, Fecri Ebcioğlu Suadiye plaj yolunda birer kat satın almışlar, yani onlar da Suadiye’nin «yaz yerlisi» olmuşlardır. Yaz gelince Suadiye’ye taşınırlar ve eylül sonu soğuklarına kadar şehri de, şehrin gürültüsünü de unuturlar. Laf aramızda, Suadiye’ nin gürültüsü de artık şehri aratmıyor ya, neyse!..



Bu arada «yazlık» kiralayıp Suadiye’ye gelen, perde, sahne şöhretleri de var tabii.. Sevda Ferdağ… Sevda «sahil sitesinde bu yıl bir kat kiraladı. Yaz sonuna kadar burada kalacak. Metin Ersoy, Göztepe – Suadiye arasında bahçe içinde bir ev tuttu. Alpay’la Bora Ayanoğlu da yazı Suadiye’de geçiren şöhretler arasındalar. Suadiye’deki şöhretleri sayarken Ekrem’lerin karşısında, bahçe içindeki evlerinde oturan Salih Güney’le Zeynep Tedü‘yü de unutmıyalım.. Bu liste daha uzatılabilir ve sonunda şu yargıya varılır: Eğer bir zamanların ünlü «Lüküs Hayat» opereti yeniden oynanırsa bu şarkıda ufak bir değişiklik yapmak lazım: «Yaz gelince Adadasın» yerine «Yaz gelince Suadiye’desin mayo giymiş kumlardasın» demek lazım. Peki ya gerisi diyeceksiniz? «Etrafında güzel kızlar, için çeker burnun sızlar.» İç çekenler değişir, yer değişir, ama o beyit asla değişmez!…



ŞÖHRETLER BİR ARADA

Türkiye’de akla gelebilecek güçlüklerin en büyüklerinden biri nedir biliyor musunuz? Tiyatro, müzik, sinema sahasında şöhret yapmış birkaç ismi yanyana getirmek. Aile toplantılarında, dost meclislerinde, açık oturumlarda yanyana gelen şöhretler, davet bir gazeteciden gelince, («Hayır» diyen artist olmıyacağı için), bir «belki»nin ardına saklanırlar ve o belki asla gerçekleşmez..

Suadiye’de bu kadar şöhretin bir arada olduğunu duyup, aralarındaki samimiyeti gören biri tutar, bu olmıyacak işi yapar ve hepsine tek tek, «Bir araya gelseniz de resimlesek,» der.. Garip olan nedir, bilir misiniz? iş bu kadarla kalsa teklif sahibine, «Yazık, garibin sıcak başına geçmiş!» der geçersiniz.. Ama bu olmayacak iş olur. Şöhretler «tesbit edilen gün ve saatte» tesbit edilen yere gelirler ve sizi, işte bu hafta, bu sayfalarda olduğu gibi, yüzbinlerce okur karşısında yalancı çıkarırlar!…



SUADİYE’DE ŞÖHRET KOLEKSİYONU

Randevuya ilk gelen Metin Ersoy oldu. Daha doğrusu ona «geldi» demek pek yerinde olmıyacak. Denize giriyormuş, bizi görünce duşunu yapıp yanımıza geldi. Beş dakika sonra Süleyman Turan’la «merhabalaştık». Sonra Fecri Ebcioğlu, Ekrem Bora-Zeynep Tedü, Öztürk-Nevin Serengil, Sevda Ferdağ geldiler. Salih Güney’le, Hülya Koçyiğit filim çevirdikleri için gelemiyorlardı.

Resim çekeceğiz, ama ne mümkün? Türk sinemasında espri şampiyonluğunu yıllardır kimseye bırakmamış Ekrem Bora var grupta, Öztürk Serengil var, Fecri Ebcioğlu var. Şaka, espri gırla gidiyor. Ekrem, Öztürk Serengil gelir gelmez onun gömlek cebinde tomarla duran parayı kapmış, «Çocuklar bayram var! Öztürk’ün elini öpen gelsin benden parasını alsın,» diyor.



Öztürk, Ekrem’i «haşin» bir şekilde kovalayıp parasını kurtardıktan sonra Fecri Ebcioğlu’na dönüp «Hava çok sıcak Fecri’ciğim,» diyor. «Bir espri yapsan da biraz serinlesek.»

Güleceğiz, ama ne mümkün. Fecri Ebcioğlu, Öztürk’ün lafı biter bitmez espriye espriyle cevap veriyor:

– «Aman Öztürk’cüğüm. Senin yanında ne haddime..»



Fecri ile Öztürk sarılıp öpüşürken Süleyman Turan bir çocukluk arkadaşıyla konuşuyor, Metin Ersoy, Sevda Ferdağ’la tanışıyor. Peki Ekrem nerede? A, a!. O bugün nedense hep Süleyman’ı kolluyor. Peki sebep? Soruyoruz:

– «Kardeşim ben Fenerbahçeliyim,» diyor Ekrem. «Öztürk’ün yanına gidince Galatasaraylı gibi oluyorum.»

Önce anlamıyoruz, ama renkler bize yardımcı oluyor. Ekrem sarı, Süleyman lacivert, Öztürk de kırmızı gömlek giymişler! Resimler çekilirken Fenerbahçenin eski kalecilerinden Fecri Ebcioğlu, «İngiliz milli takımı gibi duralım,» diyor. Ekrem’in cevabı hazır:



– «Sen İngiliz gibi dur. Ben milli takım olurum.»

Ve bu arada resimler ardarda çekiliyor.

Eğer bu sayfada gördüğünüz resimler içinde fluları varsa lütfen foto muhabiri arkadaşımız Sedat Dizici’ye kızmayın.. O grup içinde insan öylesine gülüyor ki, makineyi düz tutmak bile başlıbaşına bir iş oluyor!..

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1970-tarihli-30-sayisi/)

24.11.2020 12:12

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar