Menü

Sulukule Taksim’de

Sulukule, İstanbul’un kenar semtlerinden biri olmasına rağmen, en lüks yerlerden, en seçkin kişilerin akın akın yolunu tuttukları bir yerdir. Edirne kapı surları arkasında çingenelerin oturduğu, alemlerin yapıldığı ve göbeklerin atıldığı, içkinin de su gibi akıp gittiği bir yerdir aynı zamanda da… İşte bu herkesin bildiği Edirnekapı’daki Sulukule geçen gece Taksim’e taşındı.



Hem de Taksim’in en gözde lokallerinden birine… Bahsettiğimiz gece Lalezar’da düzenlenen Sulukule gecesiydi, özel olarak Sulukule’den getirtilen iki çengi bütün davetlileri coşturdu. Sadece onları mı? Lalezar’ın artık değişmez piyanist şarkıcısı haline gelen ünlü sanatçı Ferdi Özbeğen, kulübün yöneticisi Ertan Öztaş ve tiyatrocu Ali Poyrazoğlu da vardı o gece coşanlar arasında. İki çengiyle beraber gecenin geç saatlerine kadar bol bol göbek atıp eğlendiler ve eğlendirdiler. İşte, artık İstanbul’un sembolleşen semtlerinden biri haline gelen Sulukule Lalezar’da aynen yaşandı. Hem de göbeğiyle, çengisiyle…



SENEDE BİRGÜN TEKRARLANAN SAHNE

Mutluluk” çeşit çeşittir…Kimisini mutlu eden ince bir yağmur altında sevilen kişiyle el ele yürümektir, kimisini mutlu eden de çocuklarının mürüvvetini, boy boy yetişmiş torunlarını görmektir…Bu kavramı bugün yaşantısında yakalayabilmiş kişilerden biri de büyük bestekar Muzaffer İlker’dir… Nasıl mutlu olmasın ki, Ankara’da “China Town” gazinosunda programa başlayan torunu Sibel Egemen, her sene yinelenen bir sahneyi bir kez daha tüm müşterilerin alkışları eşliğinde yaşattı ona…Dedesi Muzaffer İlkahla büyükannesi Zeynep İlkarı müşteriler arasında görünce sevinçten havalara uçan Egemen, o gece bütün şarkılarını onlar İçin söyledi ve morali adeta yüzde yüze ulaştı…Sibel Egemen “Dedeme şarttı söylemek ve onun alkışlarını almaktan daha güzel bir olay düşünemiyorum.



Size olan hakkımı nasıl ödeyeceğim?” derken, Muzaffer ye Zeynep İlkar da “Torunumuzla gurur duyuyoruz. Onu alkışlamak bize mutlulukların en büyüğünü veriyor. ” diyerek sevgilerini dile getirdiler…İşte, senede bir gün tekrarlanan bir sahne olsa da, bu tablo Sibel Egemen İçin olsun, dedesi Muzaffer İlkar ve büyükannesi Zeynep İlkar İçin olsun öylesine unutulmayacak bir değer taşıyor ki, onlara bir değil biri mutluluk yaşatıyor…

İLK YEMENİ BEN TAKTIM

Yıl 1974… Temmuz ayının 20’sinden itibaren tüm basın ve yayın kuruluşları Kıbrıs Barış Harekatını ve başarılarını en ince noktasına kadar yayınlarken, halkın milli duygulandı güçlendirmeyi de unutmamışlardı, örneğin televizyon ekranlarındaki kahramanlık türkülerinin birbiri ardına en tanınmış sanatçılar tarafından söylenmesi bunlardan sadece biriydi.



Ancak o zamanlarda hemen her gece ekranda görünen Bedia Akartürk’ün bugünlere kadar sürecek bir moda yaymaya başladığı kimsenin aklına gelmezdi. Daha da bir anlam versin diye o günlere yakışır bir tarzda tuvalet yerine başında bir yemeni üzerinde fistanla çıkan Bedia Akartürk bugün bir çok ünlü sanatçının hala sürdürdüğü geleneğin başını çekmiş oldu.Tanınmış Türk hafif müziği sanatçılarından tutun da Türk halk müziğinin en çok soyunan seksi sanatçılarına kadar kimler kimler yemenilerle çıkmadılar ki televizyona… Ama Bedia Akartürk o zamanki çıkışıyla noktaladı ve bir daha da yemeniyi takmadı.önemli olan da bu zaten. Ben bir daha takmadım ama bir çok kişiye de geleneğimizi hatırlatmış oldum. İlk yemeniyi ben taktım, arkasını getirdim. Bu da bir gururdur ve bana yeter ” diyor. Diyor ama, her ne kadar arkasından gelenleri onu taklit etmiş olarak kabul etsek de, gönül Zehra Bilir’i unutup Bedia Akartürk’ü ilk yemeni takan sanatçı olarak kabul edemiyor işte…



MESUT ENGİN ROTAYA GİRDİ

Mesut Engin sinema kralı seçildiğinde Yeşilçam’a gelen yepyeni bir soluk kabul edilmişti.Tecrübesizliğine rağmen ünlü sanatçılarla başrolü paylaşıp, ilerinin adeta taçsız kralına yatırımlar yapılıyordu. Ama ilk kez Yeşilçam’ın değil de bir sanatçının nankörlüğünü yaşatmıştı Mesut Engin.Sanatına ve eline geçen fırsatları değerlendirmeye yöneleceği yerde alkole yenilmiş ve kadınlarla olan ilişkileriyle tanınmaya başlanmıştı.Uzun bir süre adı silindikten sonra “Ve Recep ve Zehra ve Ayşe’’ adlı filmi çevirdi.



Mesut Engin’in gözlerinin altına yerleşen torbalara rağmen ümit dolu bir bakışı vardı bu filmde. Tanınmış bir ailenin kızı olan Asiye Gençağaoğlu ile bugüne kadar tatmadığı bir aşkı yaşadığını belirtmekten çekinmeyen Mesut Engin bu dönüşü ona borçlu olduğunu söylüyor. Çünkü genç kız alkolik ve işsiz bir adamla hiçbir zaman evlenemeyeceğini belirtmiş, o da ilk iş olarak yıllardır tutsağı olduğu alkolü bırakıp, bıraktığı sanatına yeniden sarılmış ve nişanlanmış…Sizin anlayacağınız rotasını bulmuşken şaşırmamaya bir hayli özen gösteriyor ve başarıyor da…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/sey-dergisinin-1983-tarihli-12-sayisi/)

16.01.2021 18:21

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar