Menü

Suna Yıldızoğlu’ndan Çapkınlık Dersi

BUNDAN tam on yıl önceydi… Daha dün gibi hatırlıyorum. O zamanlar, en büyük amacım tek başıma hayatımı kazanmak ve bütün dünyayı dolaşmaktı. Bunun için de iş arıyordum. Ne olursa olsun, çalışabileceğimi söylüyordum herkese.

Sonunda bir iş buldum kendime. Bir Pub’da garson olarak çalışmaya başladım. İşim zevkliydi, seviyordum. Çünkü monoton değildi… Her gün yüzlerce insan geliyor gidiyordu. Hepsinin ayrı ayrı sorunları vardı. Dünyanın bütün ülkelerini gezeceğime, bu insanların iç dünyalarını öğrenmek daha zevkli olur diye düşündüm. O sıra psikoloji dalını içeren kitaplar okumaya başlamıştım.

Unuttuğum bir şey vardı… Kendimi ve duygularımı unutmuştum… Uzun süredir kimseye ilgi duymuyordum. Olayları meşhur İngiliz soğukkanlılığıyla izliyor, insanlarla ilişkilerim oldukça mekanik ölçüler içinde kalıyordu. Duygu sözcüğü, belki de yaşadığım olumsuz deneyimin etkisi olacak, beni hiç ilgilendirmiyor gibiydi. Oysa bunun bir patlayacağına inanmam gerekliydi. Ne ki o zaman bunu düşünemedim. Bazı yakın arkadaşlarım beni ikaz ederler, eleştirirlerdi. Ben pek onların söylediklerine kulak aşmazdım. Bir gün ansızın her şeyin değişeceğini nereden bilebilirdim ki…

Ve o gün, hiç beklemediğim bir anda geliverdi… Yine Pub’da çalışıyordum. Oldukça da yorucu bir gün geçirmiştim. Birden birisi ilişti gözüme. Gri saçlı, uzun boylu ve oldukça yakışıklı birisi. Adeta büyülenmiştim. Elimde bira bardakları, bir heykel gibi ona doğru bakmaya başladım. Birlikte çalıştığımız arkadaşlar durumu farkettiler. Benimse gizleyecek bir şeyim yoktu.

Duygu patlaması, o an olmuştu…

«Ben aşık oldum…» dediğimi çok iyi hatırlıyorum. Yanımdaki arkadaşım bana çok güldü. «Olur mu böyle şey… Saçmalama…» gibi sözler etti. Ancak onu duyacak ya da dinleyecek durumda değildim,

Yanında iki kız daha vardı. Onlarla ilgileniyordu. Onun ilgisini üzerimde toplamak için herhangi bir şey yapmam da mümkün değildi. Çünkü çok heyecanlanmıştım. Adeta beynim durmuştu. Bir şey düşünemiyordum. Yaptığım tek şey uzun uzun ona bakmak ve onu izlemekti.

Birden hiç beklemediğim bir şey oldu. Yerinden kalktı ve bana doğru gelmeye başladı. Yüreğim yerinden fırlayacakmış gibi hızlı hızlı atıyordu. Heyecanımı bastırmaya çalışarak, ona tebessüm ettim. O da gülümsedi;

«Telefonunuz var mı?» diye sordu… Bu soruyu sorarken hemen yabancı olduğunu anladım. Öyle sevindim ki, tarif edemem. Demek, benim telefonumu istiyordu. Bunun tek açıklaması, beni çok beğenmişti. Hemen koşup kağıt kalem aldım ve evimin telefonunu yazdım. Ona doğru uzattım pusulayı… Elimdeki kağıdı aldı ve şaşkın şaşkın yüzüme bakmaya başladı.

«Ben, sizin telefonunuzu istemedim. Telefon edebileceğim bir yer var mı? diye soruyorum…» deyince, o an dünyanın başıma yıkıldığını sandım. Çok utanmıştım. Yüzüm kızarmış. Bunu farketti.

«Ama zaten sizin telefonunuzu da isteyecektim» diyerek, jest yaptı. Bu az da otsa beni rahatlattı. İşten sonra ne yapacağımı sordu. Bir işim olmadığını söyledim. Birlikte olup olamayacağımızı sordu… Ben de kabul ettim. Çünkü onu reddetmek elimde olan bir şey değildi. Onu çok beğenmiştim ve o gece birlikte olduk…

O gece onun Türk olduğunu öğrendim. Ve ondan sonra sık sık buluşmaya başladık. Üç ay kaldı İngiltere’de. Ve o süre içinde ona iyice aşık oldum. Çok iyi bir insandı. Duygusaldı. Ben ondan da duygusaldım. Artık mantığımın sesi susmuştu. Mantıklı düşünemiyordum.

O, Türkiye’ye dönüş hazırlıkları yapmaya başladığı sırada, bazı gerçekler ikimizin de kafasına dank etti. Biz iki ayrı dünyanın insanlarıydık. Ona o diyorum, adını vermek istemiyorum. Buna şu an gerek yok çünkü.

Bana ayrılmamız gerektiğini anlattı. Pek ikna olamıyordum ama, uzun uzun konuştu. Pek çok şey sıraladı. O an bütün bu gerekçelerin hiç birisi haklı değildi benim için…

O ikimizin yerine karar vermişti bile. Döndü Türkiye’ye… Ondan sonra Türkiye ile ilgili bir merak uyandı içimde. Bu giderek özleme dönüştü. İnsan, hiç görmediği bir ülkeyi özleyebilir mi? Evet özler… Ben onun yaşadığı ülkeyi özlüyordum. Bir süre çalıştım ve para topladım. Sonra da Türkiye’ye gelmeye karar verdim. İnsanlarını, doğasını, şehirlerini merak ediyordum.

Ve 1974 yılında turist olarak ilk kez Türkiye’ye geldim. Tek amacım bu ülkeyi görmek değildi tabii. Asıl amacım onu görebilmekti. Ve gördüm de. Üç hafta geldim İstanbul’da. Çok hoşuma gitti. İnsan ilişkilerinin sıcaklığı beni oldukça duygulandırdı. Sonra, Korsika’ya geçtim. Orada kaldım uzun süre. Bu arada telefonlaştık.

Aradan tam altı ay geçmişti ki, bir gün ondan telefon geldi.

«Gelmeni istiyorum» dedi. Ben de bu isteğine uydum ve tekrar Türkiye’ye döndüm. Döner dönmez de evlendik. Ne yazık ki evliliğimiz 10 ay sürebildi. Elimden geldiği kadar ona uymaya çalıştım ama, olmadı. Sonunda o haklı çıktı. Bunu çok geç anladım ama, anladım… Ve ayrılmaya karar verdik. Bu benim ilk evlilik denememdi. Başarısız olması beni hiç üzmedi. Ben tecrübe kazandığım ve Türkiye gibi bir ülkede yaşadığım için sevinçliydim…

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1983-tarihli-9-sayisi)

29.07.2019 21:23

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar