Menü

Tiyatro Sahnesinde Alınan Sinema Ödülü

Türk Sineması son birkaç yıldır başarılı filmlerle dünya sineması içinde kendini kanıtlamaya çalışıyor. Sinema filmlerinde ve TV’deki yapımlarda tiyatro oyuncuları gittikçe sayıları artan bir grup oluşturuyor. Sinemamızın, her şeyin bittiği sanılan bir dönemde başarılı filmlerle sesini duyurmasında, kuşkusuz tiyatro oyuncularının sinemaya getirdiği soluğun da önemli bir payı var.



Bu yılki Antalya Film Festivalinde nitelikli filmler yarıştı ve tiyatro oyuncusu Sumru Yavrucuk sinemadaki ikinci filmi olan Seni Seviyorum Rosa ile “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü aldı. Jürinin 11/9 oyu ile bu ödülü alan oyuncu, ödül töreni için Antalya’ya gidemedi. Çünkü o akşam “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” adlı AKM’deki oyunda rolü bulunuyordu. Tiyatrodaki oyunundan sonra, filmin yönetmeni Işıl Özgentürk’ten “Tiyatro Sahnesinde Sinema Ödülü Alan” Sumru Yavrucuk’la sanat ve özel yaşamı üzerine görüştük.

-Sumru Hanım, biz sizi tiyatro sanatçısı olarak tanıyoruz. Pek tabii ki sinemadaki başarınızdan dolayı da sizi kutluyoruz. Sinemadan önce bize tiyatrodaki Sumru’yu anlatır mısınız? Nasıl başladınız, nasıl devam etti?



-İstanbul Belediye Konservatuvarı’nın Şan Bölümü ve Tiyatro Bölümü sınavlarına girdim. İki bölümü beraber götürdüm. Daha sonra İstanbul Devlet Operası’nın korist sınavına girdim. Bir yıl korist olarak çalıştım. İlk sahneye çıktığım eser “Karmen”, George Bizet’in; orada sopranoydum. Daha sonra Ankara Devlet Konservatuarının Şan Bölümü sınavlarına girdim. Bir yıl Şan Bölümünde yatılı öğrenci olarak okuduktan sonra sınıf atlayarak özel statü öğrencisi olarak Tiyatro Bölümüne kabul edildim. Uç yıl sonra Tiyatro Bölümünden mezun oldum. On yıldan beri de Devlet Tiyatrosu’nda çeşitli oyunlarda rol alıyorum.



-Tiyatroda yönetmenlik de yaptınız. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

-Tabii, benim oyunculuğumla yönetmenliğim hemen hemen başabaş gidiyor. 1982 yılında ilk kez işitme engellilerden kumlan Sessiz Tiyatro adı verilen bir toplulukta çalışmaya başladım. Dört eser çalıştım grubumda. Bunlar da çok ses getirdi gerçekten. Profesyonel bir toplulukta bir oyun iki ayda kotanlırken, işitme engellilerle sekiz ayda ancak oyun çıkarılabiliyor. Çalışmalar ağır şartlarda oluyor, fakat o kadar özverili çalışıyorlar ki ister istemez kendimi bu çarkın içinde buluyorum. Grubumla ilk oyunumuz, “Kurban”dı. Bu oyunla “Dünya Pandomim Festivali” birinciliğini aldık. Sonra “Susuz Yaz”ı sergiledik. Devlet Tiyatrosundan arta kalan süreler içinde çalıştığım için bu çalışmanın çok sağlıklı devam ettiğini söyleyemem. 2 yılda bir oyun sahneye koyuyoruz. Bunun yanısıra Yıldız Üniversitesi’nde Yıldız Oyuncularıyla 2 oyun sahneye koymuştum; Çehov’un oyunlarını derledik ve bir de “Kırmızı Biberler”i sahneye çıkardım.



-Bu yıl Antalya’da ödül alarak sinemada çok yeni olmanıza rağmen sinemadaki başarınızı da kanıtlamış oldunuz. Sinemadaki Sumru’yu nasıl anlatacaksınız?

-Tabii sinemaya geçmeden evvel sinema oyunculuğu açısından bana yardımcı olan etkenlerden biri televizyon dizilerinde oynamamdı. Televizyonda pek çok karakteri deneme, pek çok role girme olanağı buldum; zengin bir dağarcığım oluştu. İlk filmimi geçen sene yaptım. Eser Zorlu yönetiyordu. Spastik bir arkadaşımla çektim, “Yorum Yok”. İkinci filmim ise “Seni Seviyorum Rosa”; bildiğiniz gibi Sevgi Soysalın bu romanım senaryo haline getiren ve filmi yöneten Işıl Özgentürk.



-Başarıyla oynadığınız Rosa rolüne yaklaşımınız nasıl oldu, nasıl çalıştığınızı, nasıl başardığınızı anlatır mısınız?

-Evet, Rosa ile tanışmam geçen yıl oldu. Bir sabah. Fehmi Yaşarın telefonu ile uyandım. Rosa, film olacaktı. Bu proje beni müthiş heyecanlandırdı; benim Konservatuvar yıllarımda masa başı kitaplarımdan biriydi. Vakit kaybetmeden Işıl Özgentürk’le görüştüm. Daha sonra bir suskunluk dönemi girdi. Bu arada ben senaryo elimde olmadığı için kendi kendime diyalogları nasıl olabilir diye evde çalışmalara girmiştim bile. Kendi kendime sistemli bir şekilde doğaçlama çalışmalarına başladım; deneme çekimleri için çağırıldığımda gerçekten Rosa “kültürü” oluşmuştu bende.



Diyaloglarımı, tavrımı, jestlerimi, sesimi, karakterimi artık iyice benimsemiştim. Senaryoyu elime aldığımda, müthiş bir korku kapladı beni, çünkü 17 yaşından ölümüne dek 70 yaşma kadar kocaman bir hayatı oynamak zorundaydım. Bu dönemde Işıl Hanım çok yardımcı oldu bana. Devamlı beraber konuştuk, tartıştık, ben oyuncu olarak yönetmenime inanmak zorunda olduğumu düşünüyorum. Işıl Özgentürk, Rosa’yı tombul bir kadın olarak hayal ediyordu. Kilo almaya başladım. Tekrar kostümler seçildi, özel koreografiler yapıldı. 2,5 ay sürdü film çekimimiz. Bu süre içinde bütün sette yalnızca Rosa konuşuldu, Rosa tartışıldı. Ben Rosa’yla yaşadım, koca bir yılımı verdim ve dublajın son gününe kadar, sen repliğe kadar asla Rosa’ya ihanet etmeden, hep onu biraz daha yüceltmeye çalışmak için uğraştım.



-Bize özel yaşamında Sumru’yu nasıl anlatacaksınız?

-Özel hayatımda çok sabırsız, sürprizleri çok seven, bazen de bir ermiş kadar sabırlı bekleyen bir insan oluyorum. Çok faalim, enerjiliyim, sporu çok seviyorum. Kendimi çok mutlu ya da çok mutsuz hissedebiliyorum fakat kendimle barışık bir insanım. En mutlu olduğum yer tiyatro sahnesi. Tiyatro ve sinemayla geçirdiğim zaman çok mutluluk verici benim için.

-Tiyatrodaki başarınızla sinemadaki aldığınız ödiil bundan sondaki özel yaşamınızı nasıl etkileyecek?



-Etkilemeye başladı bile, örneğin çok sosyal bir insan değildim ben, yani daha çok kendi içimdeydim. Şimdi neredeyse düşünce hızıyla yaşayacak hale geldim. Gerçi bu ilgi hoşuma gidiyor fakat biraz da Sumru’yla başbaşa kalmayı özledim gibi. Aslında başından beri çizdiğim bir sanat politikası olduğu için, bu ödülden sonra bir reorganizasyon yapacak değilim. Televizyon filmlerine ve sinemaya başladığım ilk zamanlarda oluşturduğum sanat politikamı daha da sağlamlaştırıp o yolda yürümeyi düşünüyorum.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/tiyatro-dergisinin-1991-tarihli-11-sayisi/)

23.02.2021 02:08

Kategoriler:   Bayat Haber

Yorumlar

  • Yayınlandı: 25 Ağustos 2015 12:55

    Lale Kamacı

    aa yabancı damattaki kadın
  • Yayınlandı: 25 Ağustos 2015 12:55

    Cemre Kan

    günümüz televizyonuna yeşilçamdan veya eski kültürden cok az insan geliyor