Menü

Türk Filmleri Sözlüğü ve Agah Özgüç

Yıllar yılı günlük gazete sütunları ile, en açık saçık magazinlerden, en ciddi sanat dergilerine dek pek çok yayın organında adına rastladığımız Agah Özgüç, yerli fiIimciliğin bir parçası, öğesi haline gelmiştir sanki. Bir yönetmen, bir senaryocu, ya da bir oyuncu kadar sinemayla senli-benli olmuş, kahrını çekmiş, emek vermiştir. Sinemada en küçük figürandan, en büyük yapımcıya, ya da en uzak işletmeciye dek Agah Özgüç adını bellemeyen yok gibidir. Sevaplarıyle, günahlarıyle, sevilse de, şimşekleri üzerine çekse de Agah Özgüç adı, yerli filimcilikle beraber yürüyüp gitmektedir.



Yeşilçam’ın eğri büğrü sokaklarında, figüran kahvelerinde, filim yapımevlerinin kapılarında, köhne, salaş platolarda, gazino kulislerinde sinemayla ilişkili kimi görse, hemen cebinden çıkardığı paçavra haline gelmiş kağıt parçalarına o gün çekimine başlanan, ya da başlanacak olan son filmin ”künye”sini ayak üzeri not ediveren Agah Özgüç’ün bu garip merakı, pek çok kimsenin dikkatini bile çekmemiş, bunun ileride ne gibi bir işe yarıyacağı, akıllarının ucuna bile gelmemiştir. Cepte taşınmaktan yazıları okunmaz hale gelen o paçavra kağıtların, günün birinde birike birike “Başlangıcından Bugüne Türk Sineması”nın asıl kaynağını meydana getireceğini kim bilebilirdi? Ellidokuz yıllık geçmişi olan Türk Sineması’nın hiç bir döneminde çevrilen filimler için tam olarak tutulmuş ne bir istatistik, ne de belge vardır bununla ilgili. Henüz yok diyebileceğimiz Türk Sinema Kitaplığında, bu raf bomboş durmaktadır, işte Agah Özgüç’ün cebindeki buruşuk paçavralar, bu boşluğu doldurmak ödevini yüklenmiş oluyordu.



Oysa böyle bir işi başka ülkelerde Devlet, Sinema Genel Müdürlüğü, Prodüktörler Derneği, Yönetmenler Birliği, Devlet Filim Arşivi, ya da Sinematekler gibi özel ve tüzel kurumlar üzerine almışlardı. Tek kişinin, ya da birkaç kişinin yapabileceği birşey değildi bu. Her yıl sinemayla ilgili yıllıklar, bültenler çıkarılıyor, bunlar lüks baskılı yayınlar halinde halkoyuna sunuluyordu. Bizde ise bunun bir benzeri daha yapılmamıştı. Çevrilen filimlerin listesi, dergi ve gazete sütunlarında, ilan parçalarında, iflas etmiş filim yapımevlerinin yanmış, yırtılmış afiş ve lobilerinde yitip gitmişti. Bunları toplamak, biraraya getirmek ve de büyük mali bir yükün altına girerek bastırmak, doğrusu şaşırtıcı, büyük yüreklilik, solukluluk isteyen işti, işte Agah Özgüç, bu yapılması imkansız gibi görünen büyük işin altına girmişti.

Bugün yirmi formayı aşkın koca bir cilt haline gelmiş “Türk Filimleri Sözlüğü”nde gelmiş geçmiş tüm filimlerimizin künyesi yer alıyor. Türk Sineması’nın “Kimlik kartı” niteliğindeki bu kitaptaki listeler, sanırım ki, bugün Türk Sinemasına kendini adamış, yönetmen, yapımcı, oyuncu ve teknik ekipten hiç kimsede bulunmamaktadır.



Pek çok yönetmen, görüntü yönetmeni, oyuncu, çevirdiği filmin adını bile hatırlayamamaktadır. Beş yıl kadar önce Dünya Gazetesi’nde yayınladığım “Rejisörler Arasında” adlı dizi yazısı için baş vurduğum yönetmen Atıf Yılmaz, filimlerinin bir listesini çıkarmakta güçlük çekmiş, bunlardan pek çoğunu hatırlayamadığını belirterek “Agah Özgüç’e git. Yeşilçam’ın muhtarı gibidir. Bütün filimlerin tam listesini ondan başka kimsede bulamazsın” demişti. Yine geçenlerde yaptığım bir soruşturmada yönetmen Lütfi Ö. Akad, Türk Sinemasındaki en büyük eksikliği ekonomik sorunlara bağladıktan sonra “Ne yazık ki, Türk Sinemasında kaç filim çevriliyor, kaç firma var, kaç yönetmen çalışıyor, kaç liralık yatırım yapılıyor. Elimizde istatistik hiç bir belge yok. Bütün bunlar olmadan Türk Sineması’nın sorunları nasıl çözülür” şeklinde karşılık vermişti, işte “Türk Filirnleri Sözlüğü” bu iki yönetmenin parmak bastığı en önemli iki soruna cevap vereceği ve yarına belge bırakacağı için de ayrıca önem taşımaktadır.



A. ÖZGÜÇ’LE BİR KONUŞMA

-“Türk Filimleri Sözlüğü” sinemamıza ne getiriyor?

-“Türk Filimleri Sözlüğü” elbette “Bin yıllık Türk tarihinin en önemli bilimsel kitaplarından biri” değil… Ve de sağa, sola dolaylı olarak çatıp, tozu dumana katmak gibi amaçla yazılmadığı için bu türden iri laflar edemeyecek kimse. “Türk toplumu sınıfsız toplumdur” gibi sivri laflara da rastlayamayacaksınız. Türk fiIimlerini görmeden ezbere yazılmış, yabancı deyimlerle doldurulmuş, anlaşılması güç züppece eleştirmelerin dışında olan bu kitap, hiç bir şekilde Türk Sinemasına reçeteler getirmiyor. Biltin Toker gibi “Harika Çocuk” ların doluştuğu bir ortamda böylesi reçeteleri, ancak bunların eleştirmeleri getirebilir. Üstelik Kemal Tahir dışındaki edebiyatı bir magazin edebiyatı olarak kabul edenler, ne yazık ki, bu kitabı kesekağıdı yapmak cesaretini de asla gösteremeyeceklerdir.



Bu kitap, tüm sinema adamlarını, tüm günahları, tüm sevaplarıyle ve de yön değiştirmeleri, sınıf değiştirmeleri, ağız değiştirmeleriyle apaçık ortaya çıkaracak. Evet, başlangıçta da değindiğimiz gibi bu sözlük, Türk Sinemasının ellidokuz yılının varsa suçlularını, ya da suçsuzlarını listeler halinde yanyana getirmektedir. Yine sürekli olarak ağız değiştirenlerin, yaptıkları yürekli, olumlu işleri inkar edenlerin suçlu olup olmadığını da sinema tarihçileri, bu kitap sayesinde ortaya çıkaracaklardır.

-Kitabı yayınlamaktaki asıl amaç nedir?

-Kitabı çıkarmaktaki gerçek amaç, Türk Sinemasına belgesel yönden yararlı olmaktır. Bugüne dek hiç kimse belge bırakmamış. Sadece reçete getiren kitapları masa başlarında yazıp durmuşlar, birbirlerini övmüşler. Belge konusunda bugüne dek yararlı olan kişi Rakım Çalapala’dır. 1946 yıllarında hazırladığı ve “Filimlerimiz” adiyle yayınladığı bu belgesel kitap, bu alandaki ilk gerçek çalışma sayılır.



Ne yazık ki, belge alanında öncü sayabileceğimiz bu kitaptan sonra bir başkası, çeyrek yüzyılı aştığı halde hala yayınlanamamıştır. “Türk Filimleri Sözlüğü” ise, bu belgesel çalışmanın tümü sayılır. Bundan böyle de “Türk Filimleri Sözlüğü” yıllar boyu kalıcı niteliğini sürdürecek ve tarihçilere geniş bir araştırma kaynağı olacaktır. Bu kitaptan ayrıca bugüne dek gelmiş geçmiş Türk Sinemasındaki oyuncular, yönetmenler, görüntü yönetmenleri, senaryocular da ortaya çıkmış olacaktır.

-Kitap için kaç yıllık bir hazırlık yapıldı?

-Bu kitabı beş yıllık bir çalışma sonucu hazırladım. Kitabın oluşumunda büyük katkısı olan kişi de, sinema yazarı dostum Giovanni Scognamillo’dur. Kitap büyük bir zorluk içinde hazırlandı. Bu arada bir acı gerçeğe de değinmek isterim: Birkaç yönetmen, birkaç oyuncu dışında hiç bir sinema sanatçısı, yaptığı filimleri asla not etmek zahmetine katlanmamış. Kitap, bunların sanat yaşamına ışık tutması yönünden de ayrı bir önem taşımaktadır.



-Bazı filimlerin altına dipnotu konulmuş. Buna neden gereksinildi?

-Gerçekte tüm filimlerin altına dip notları eklenebilmesi için dört bine yaklaşık filmi de görmek gerekirdi. Böyle bir şey imkansız olduğuna göre elbette tüm filimlere dipnotu koymak da imkansız olacaktı. Sadece gösterilere, iş ve dış festivallere katılan, derece alan, tartışma konusu olan, olay yaratan, türünde öncülük eden, çığır açan yapıtlara dip notu konuldu.

-Başka adlarla piyasaya sürülen filimler, kitapta ilk adıyla mı, sonraki adıyla mı, yoksa iki kez mi yer almıştır?



-Dolaylı olarak bu kitapta ille de eksik arayanlar, Yılmaz Güney’in oynadığı “Son Kabadayı” adlı lobi ve afişleri görünce. “İşte eksik filimlerden bir tanesi daha” diyecekler. Diyecekler ama, sonunda da yanılgıya düşecekler. Çünkü bazı açıkgöz prodüktörler, eski filimleri yeni adlar takıp, yeni afişlerle yeniden piyasaya sürüp, seyirciyi aldatmakta, sömürme yoluna gitmektedirler. Oysa gerçekte. “Son Kabadayı” adiyle bir filim çekilmemiştir. Bunun Merkez Filim Kontrol Komisyonunda da kaydı, kuydu yoktur. Sadece prodüktörün biri “Haracıma Dokunma” ve “Sayılı Kabadayılar” adlı iki filmi birleştirip tek filim haline getirmiştir. Bu konuda daha pek çok örnek gösterilebilir.

-Takma adla sinemadan para kazanan bazı ünlü edebiyatçılar, kitapta ne şekilde yer alıyor?



-“Türk Filimleri Sözlüğü” nün bir başka özelliği de, takma adlarla senaryo yazan bazı ünlü edebiyatçıları sergilemesidir. Örneğin bu edebiyatçılardan biri, önceki ay Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan “Türk Sineması Nereye Gidiyor?” adlı bir soruşturmada özellikle Metin Erksan ve Halit Refiğ tarafından Türk Edebiyatında kesinlikle tek isim gösterilip ve de Türk Sinemasının fersah fersah ilerisinde olduğu iddia edilen Kemal Tahir’dir. Kemal Tahir de, Atilla ilhan gibi takma adla bir hayli senaryo yazmış ve bu senaryolardan “Battı Balık”, “Beş Kardeştiler” gibi filimler yapılmıştır. Kemal Tahir’in “Murat Aşkın” takma adiyle yazdığı senaryoların, Türk Sinemasına yararlı katkıları olup olmadığı da, sinema – edebiyatçı ilişkisi konusunda belgesel yönden bir açıklık getirmektedir.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/yedinci-sanat-dergisinin-1973-tarihli-3-sayisi/)

16.02.2021 16:06

Kategoriler:   Bayat Haber

Yorumlar