Menü

Türk Hafif Müziği

Televizyonda yayınlanan «Unutulmayanlar» adlı müzik programı, özellikle bir kuşak öncesinin gençleri tarafından ilgiyle izlendi… Fecri Ebcioğlu’nun sunuculuğunu yaptığı bu müzik programında bir zamanlar dillerden düşmeyen şarkılar, ekranda adeta resmigeçit yaptılar. O şarkılar ve onları yorumlayan sanatçıları izlerken, yıllar öncesini ve Türk Hafif Müziği’nin hangi şartlarda ve nasıl doğduğunu gözlemleme fırsatımız oldu.

O dönemde Ertan Anapa, Berkant, Sezen Cumhur Önal, Timur Selçuk, Ömür Göksel, Esin Engin, Barış Manço, Özdemir Erdoğan ve birçok sanatçı Türk Hafif Müziği’nin ilk temelini atmışlardı. Önce yabancı melodilere Türkçe sözler yazıldı. Daha sonra besteleri de, sözleri de kendi sanatçılarımız yapmaya başladı.

Böylece yeni bir akım, kendine bir alan yarattı. Başlıbaşına bir müzik türü oldu. Ne var ki, sonraki gelişmeler, Türk Hafif Müziği’nin lehinde olmadı, olamadı.

Şu anda Türk Hafif Müziği ile ilgili yapılan çok az çalışmalar bulunuyor. Nükhet Duru, Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Seyyal Taner, Zerrin Özer ve Nilüfer, Türk Hafif Müziği’ne yeterince faydalı olamıyorlar… Bunun nedenlerini araştırdık. Unkapanı Plakçılar Çarşısı’nda yaptığımız küçük bir araştırma sonunda bakınız neler bulduk:

Öncelikle piyasa müziği yapılıyor ve bu tüte ağırlık veriliyor. Bu türün benimsenmesi de maddi durumla içiçe.

Ardından gelen bir başka sorun, yeni seslerin yetişmemesi. Tabii bu da yapılan plak sayısının azlığı ile ilintili. Bu konuda bir prodüktör bakınız neler anlatıyor:

«Yeni seslere imkan veremiyoruz. Günkü bir plağın maliyeti 2 milyonu buluyor. Bazen bu rakamı geçiyor. Yeni sesler bu yüzden riskli oluyor. Eskiden plaklar satılıyordu. Plak yapmak daha rahattı. Sanatçı da, prodüktör de çalışmasının karşılığını alabiliyordu. Yoksa, biz de yeni seslerin çıkmasını isteriz…»

Arabesk… Bu tür iyiden iyiye yerleşmiş bir durumda. Gözlemimiz şu ki, yalnız plakçılar çarşısındaki şirketlere değil, halkın arasına da yerleşmiş, taht kurmuş. Pek çok kişi ve şirket yetkilisi, Türk Hafif Müziği’nin gerilemesine en büyük neden olarak arabeski gösteriyor… Ama bu arada hemen söyleyelim, suç yalnız arabeskin değil, Türk Hafif Müziği sanatçısı olarak tanıdığımız sanatçıların ilgisizliğini ve vefasızlığını da hesaba katmak gerek. Nilüfer’den Zerrin Özer’e, Ajda Pekkan’dan Sezen Aksu’ya kadar pek çok sanatçımız baş düşman olarak gösterilen arabesk tarzı denediler, yorumladılar… Bu sanatçılarımız içinde bulunanlardan bazıları hala arabeskte ısrar etmektedir. Ancak, onlar da kendilerini savunuyorlar ve, «Şu anda geçerli olan müzik o. Halk beğeniyor, biz söylüyoruz» diyorlar. Bunlar tanınmış isimler…

Bir de bir köşede unutulmuş ya da kabuğuna çekilmiş isimler var. Onlara da düşen görevler bulunmaktadır. Kollarını sıvayıp, başlattıkları müzik türünün yardımına koşmaları gerekir. Amacımız, Türk Hafif Müziği’nin savunmasını yaparken, başka türleri ya da sanatçıları karalamak değil, bu müzik türümüzün yeniden canlanmasını sağlamaktır. Çok geçmeden, herkes üstüne düşen sorumluluğun bilincine vararak, kollarım sıvamalıdır…

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1984-tarihli-31-sayisi)

31.07.2019 02:46

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar