Menü

Türk Sineması Nereye Gidiyor?

SUAT YALAZ

Türk sinemasının, sanat gücü bakımından iyiye gitmediği muhakkak. Fakat endüstri olarak büyük bir iş gücü.geniş bir çalışma alanı bulunduğu da su götürmez bir gerçek. Her ne kadar A’dan Z’ye kadar büyük bir ilkellik içinde çalışıyorsak ta,yılda 250’yi aşkın film yapmak bir ülke için küçümsenecek bir iş değildir. Ama bu haliyle sinemamız neye benziyor, biliyor musunuz? Bir Dinozoros’a. Hani şu tarih öncesi çağlarda yaşamış, 50-G0ton ağırlığında gövdesini ufacık bir at kafasiyla idare etmeğe çalışan koskoca bir sürüngen hayvan vardır, İşte ona benziyor. Bu eğer yerinde bir benzetme ise bizim yumuşak başlı, yavaş hareketli ve midesine fazlaca düşkün canavarımız,ya değişen zaman şartlarına ayak uyduramayıp yerini daha küçük yapıda, fakat daha akıllı yaratıklara bırakacak, ya da hepimizi yiyip, ortalığı kurutacaktır.

Türk Sineması Nereye Gidiyor?Yalnız sinemamızın bu hali gövdesinin iriliği yüzünden yani halka çok sıkı ilişkisi olduğundan, büyük ”popüleritesi”nden fazla gözümüz batıyor. Oysa ülkemizde hemen bütün kurullar, kollar güçler aşağı yukarı aynı karakteri taşıyorlar. Türkiye’de, politika,basın, tıp.hukuk.ticaret, spor ve benzeri iş kolları sinemamızdan pek geri kalır halde değiller. Ve bundan ortaya çıkan gerçek: Türk sinemasının da kurtuluşu,sadece ve sadece halkı politikacısı, sanatçısı, hukukçusu ve tüccarıyla birlikte Türk toplumunun kalkınmasına bağlıdır. Halkın görgüsü kültürü belli bir seviyeye geldiği zaman onun seçtiği politikacı da belli bir seviyede olacaktır. O politikacı sayesinde bir Kültür Bakanına kavuşulur ve bu arada büyük çapta estet’ler. sanat adamları tarafından kurulmuş bir jüri kazanılır. Bu jüri tam bir tarafsızlıkla hangi filmlerin faydalı değerli ve vergisinin az olması gerektiğine, hangi filmlerinde sadece halk istismarı için yapıldığına, dolay isiyle gerektiğine karar verir.

Bilirsiniz,Türk sinemasının kalkınması, yabancı filmler karşısında ezilmemesi için yerli filmlerden az vergi alınması yıllarca önce konulmuş bir kanundur. Böylece fazla vergiyi göze alan prodüktör, kesesine güvenen kereste tüccarı sinemaya dilediği kadar para yatırmakta, istediği gibi iş filmi yapmakta serbest olur. Kimsenin de kimseye bir diyeceği olamaz…

Bu arada kurulacak sansür de tabii ki bu ülkenin ulaştığı seviyeye yakışan sansür olacağından, toplumsal dertlerimize, gerçek acılarımıza veya mutluluklarımıza daha korkusuzca parmak basar onları bir sinema sanatçısı gözüyle su yüzüne çıkarabiliriz. Bizim dertlerimizden ve mutluluklarımızdan bizim sinemamız doğar. Ve eğer doğarsa, işte o zaman dünya yüzünde güreşimizin yanında sinemamızın da belki arada bir lafı edilir.

NEJAT SAYDAM

”Seyirci kötüye alıştırıldı” diye yıllardan beri bütün gazete ve dergilerde film eleştiricileri, hücumlarına bizi hedef tutuyorlar. Acayip bir suçlama oluyor bu… “Felaket, sinemamız uçuruma gidiyor, düşmek üzere, düştü…” diye çığlıklar atıyorlar.

Bu kadar telaşa lüzum görmüyorum. Bu yılki istatistikler gösterdi ki, gerek Anadolu’da, gerek büyük şehirlerde sinema seyircisinin üçte ikisi yerli filme gidiyor. Sinemamız,öyle velveleye verildiği gibi uçurumun kenarında, dibinde olsa, bu seyirci kitlesini bulabilir miydi?

Filmcilere hücum edenler, yüzde yüz düşmanlık güdüyorlar. Fakat kısa bir süre sonra, bunlar yazdıkları senaryolarla ister istemez o beğenmedikleri ayni kafilenin içine girmiş oluyorlar. Şiddetli hücumlariyle tanınmış yıldız dağıtan bir film eleştiricisi, geçen gün gelip benden asistanlık istedi. “Ağabey, yanında bir şeyler öğrenebilirsem ne mutlu bana” dedi. Çıkar yol bu mu? Hani nerde kaldı idealizm ?

“Kötü Film Furyası” diye bağırıp çağıran eleştirmeciler bir formül bulabilirler. Yaygara koparmakla yol gösterilmez. Madem eğri bir yoldayız. Doğru yolu göstersinler, biz o tarafa sapalım. Bizler seyirciyle beraber gidiyoruz. Seyircinin bizi çektiği yöne gitmeğe de bir bakıma mecburuz. “Gemi batıyor…” diye bağırıyorlar ama, can yeleği vermiyorlar…

Yılda 260 film çevrilmesi zararlı değil. Büyük bir iş kapısı. Binlerce kişi ekmek yiyor sinemadan. Ama zarar edenler zamanla film yapamıyacak tabii. Bu rakam da daha aşağı inecek. 260 filmin 200’ü ziyan ediyor, üü’ı parasını çıkarıyor. Seyirci iyi filme, kötü filme notunu veriyor. Zarara rağmen film çevirmeğe devam edenler, teknisivenlere para veremiyor,artistlere karşı laahütierini yerine getiremiyor. Bu yüzden sinema piyasasında para yerine bono dönüyor.

Çok film çevrilmesi yalnız bize özgü bir olay değil. Bütün geri kalmış ülkelerde, Hindistan’da, Pkkistan’da da çek film çevriliyor. Bizim kaderimiz bu. . . İster istemez onlarla bu konuda ayni paralelde yürümeğe mecburuz.

Ben müspet bir adamım. Bugünkü gidişi büyütüldüğü kadar kötü görmüyorum. Zamanla tabii İti.daha iyisi yapılacaktır. Herşeyin birden değişmesine imkan var mıdır ?

SÜREYYA DURU

Türk Sinemasının kurtuluşu üzerine tek kelimeyle cevap vermek, müneccimlik gibi bir şey olacak. Filmciliğimiz, bir çokları için kötü bir çokları için ise iyi. Bundan sonraki tutumlarımıza bağlı. Kötüye gidiyor da divemiyeceğim, iyiye gidiyor da. Çok kötü davranışların arasında çok iyileri de gürülüyor.

Amerikan Sineması, İtalyan Sineması da vaktiyle böyle safhalar geçirmişlerdir. Normal bir gelişimin, normal oluşumlarıdır bunlar. Bir istihale geçiriyor Türk Sineması. Sonunda da ya iyiye,ya kötüye ulaşacak. Bugün sinemacılarla,gazeteciler arasında film konusunda bir türlü bitip tükenmeyen çelişmeler var.

Türk Sineması Nereye Gidiyor?Hem halka, hem de sinema zevkine lütap edecek film yapılamaz mı? Hepimiz onun peşindeyiz. Ama onu bulmak zor oluyor. Çünkü ulaşılması istenen zirve o…. Bu koşullar içinde de zirveye tırmanılamıyor. Yılda belirli film yapmak, filmi az zamanda bitirmek zorunluluğu var. Olumlu iş beklenen bir rejisörün 5-6 ayda bir film yapması gerekirken, biz o süre içinde 6 tane yapıyoruz. Bazan iyi şartların bir araya gelmesiyle iyi film yapılıyor ama, bunlar arızı kalmıya mahkum…

Öyle bir sinema seyircisi var ki, birçok sinema adamının gülünç bulacağı konu ile ilgileniyor. Birçoklarımızı bu tarz film yapmıya adeta teşvik ediyor. Kısa zamanda çok film yapmıya mecbur kalmamız, bizi kaliteden çok sürüme götürmeğe meçbur bırakıyor.

Bir de sinemacı tahakkümü var. Sinemacı vizyona koyacağı filmde önce star arıyor. Sinemacının zevkine, iş kurallarına uygun film yapılmayınca o filmin satılma şansı azalıyor Sinemacı halkın temsilcisi sanıyor kendini. Biz işte ona uymak zorundayız. Kötü film itildiği zaman sinemacı tarafından, rejisör de iyi film yapacaktır. Kötü filmin itilmesi, halkın iyi film istemesine, belirli bir kültür seviyesine ulaşmasma bağlıdır…

İyi film yapılmıyorsa, bunun kabahatini tek tek sinemacıya, filmciye yüklemek doğru değildir. Topyekun kendimizindir kabahat. Milletçe bir seviyeye ulaşmamız gerektir. Üstelik her filmciden de idealist düşünceler beklenemez. İdealist bir düzende yürüyemez filmcilik… Birinci planda para gelir…

Türk sinemasının daha iyiye gidebilmesi için çare,Türk filmlerine dış piyasa açmak, geleneksel ve kültürel bağlarla yakınlığımız bilinen Orta Doğu pazarlarını elde etmekle olabilir. İyi filmin teşvik edilmesi için yarışmalar düzenlenmesi ve prim ödenmesi gibi çareler de akla gelebilir. Türk filmciliğinin bir seviyeye ulaşması için, Türk milletinin de o seviyeye ulaşması gerek. Hepsi birbirine bağlı şeyler…

Yabancı film bol ithal edilmezse yılda çevrilen 250 film fazla değil bence… Fazla yapılmasının aleyhinde değilim. Bir çok insana geçim pararsı oluyor sinema… Getirtilen yabancı filmler ise çoğu kötü kaliteli olduğundan Türk Sinemasına darbe indiriyor. Keşki 250 değil de 500 film yapılsa, bir çok kimse daha ekmek yese sinemadan…

ORHAN ELMAS

Himmet Ağa’nın izdivaci’ndan buyana hiç bir döneminde Türk Sinemasındaki sorumlu kişiler el ele, yürek yüreğe gelmemişler ve Türk Sineması şuurlu bir yola girememiştir.

Bugün 250 filimi aşan bir çalışma içindeysek, seyirci işletmeciden, işletmeci yapımcıdan,yapımcı rejisörden, rejisör oyuncu, Yazar, teknisyen den üç-beş günü aşmıyan kaliteden yoksun filimler talep ediyorsa bunun belirli bir suçlusu yoktur kanısındayım.

Türk Sineması Nereye Gidiyor?Evet, Türk Sineması çıka çıka bugün ölü noktasının en zirvesini bulmuştur, bu acı bir gerçektir, ama bunun suçlusunu aramak,nedenlerine eğilmek tamamen fantaziden ileri gidemez, böylesine mecmua sayfalarında kalır gider. Sinemamızın kurtuluşunu, tamamen Türkiye’nin kurtuluşu ile birlikte görmekteyim. Memleketimizin bilinen davaları vardır, sinemamız da bu bilinen davalardan biri, belki de en önemlisidir.

Türk Sinemasının sorumlu kişileri, zaman zaman sinemamızı diğer memleket sinemalarının kopyası etmekte bilinen bir cinayeti işlemişlerdir. Türk sinemasında ne İtalyan, ne Fransız, ne de Amerikan Sinemasının etkileri olmamalıdır. Nasıl Türk müziği, Türk Mimarisi, Türk Halısı varsa kendine özgü koşulları ile bir de Türk Sineması olmalıdır.

Batılılaşma enayiliği yüzünden Türk Sineması bunca yıl yerinde saymış ve hala da saymaktadır. Tüm örf ve adetlerimiz, kadın-erkek ilişkilerimiz, her şeyimizle, Türk Sinemasmda tamamen Türk olduğumuz gün, sinemamız doğacaktır. Aksi takdirde bugünlere dek sürdürdüğümüz kötü kopyacılığımız devam edecek, çıktığımız ölü noktadan hiç bir şekilde inemiveceğiz.

Türk sinemasının gerçek kurtuluşu, ne dış piyasalara yönelmek, ne elastiki vergi düzeni, ne ekonomi, ne şu ne budur. Kurtuluşumuz,kendimizi bulmamıza bağlıdır. Kötü batı özentiliği içinde şaşkm ördek olmaktan sıyrılıp Türklüğümüzün farkına vardığımız ve bu varışımızı bilinçli bir şekilde sinemamıza adapte ettiğimiz gün, kurtuluş çanları çalacaktır.

Sinemamız, seyredenlerinin gözü kulağı olmalıdır. Önce doğruları bulmalıyız. Halk neyi istiyor? Halkın beğenisini bulduktan sonra, eğitici, devrimci, ilerici güzellikleri vermek işten bile değil.

Önce şuurlu bir yoldan el ele,yürek yüreğe gelmeli, sonra damarlarımızda atan kanı bulmalı, harekete geçmeliyiz. Yılda ister 250, ister 2 buçuk filim olsun. En önemlisi, bu filimlerin taşıdıkları damgalardır. Filimlerimize gerçekten bir T. C. damgasmı vurduğumuz gün, sinemamız uyuduğu ölü noktadan sıyrılmasını bilecektir.

Bugün bilinçsiz bir şekilde, garip garip, şaşkın şaşkın,oradan oraya atılan sinemamızın kurtuluşu, Türkiye’nin kurtuluş yollarıyla aynıdır ve Türk Sinemasını, Türkiye’nin davaları üstüne eğilmiş, bu davalar üstünde çalışanlar kurtaracaktır.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/pazar-dergisinin-1966-tarihli-522-sayisi/)

11.08.2019 12:00

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 26 Ağustos 2015 11:45

    Sinem Selin

    hiçbiryere gititği yok oldugu yerde duruyordu o zamanlar bence
  • Yayınlandı: 26 Ağustos 2015 14:04

    MAHMUT YILDIRIM

    günümüze bakıyorumda pek güzel yerlere gelmiş yinede :D
  • Yayınlandı: 13 Eylül 2016 12:52

    vahdet doğuş

    nejat saydamı iyi bi yönetmen olarak görmüyorum bir iki filimi hariç kendi adına doğru tespit yapmış,çünkü bir yönetmenin çekebileceği en vasat filmleri çekerek halkı bıktırmış,o zamanlarda oyuncularda titizlik olduğu kadar kimin iyi bir yönetmen olacağına karar verecek bi kurum olsaydı keşke ,bu nejat saydam gibileride yönetmen diye geçinmiş arada ve sonunda kendinin ve yeşilçamın akıbetini iyi görmüş,fakat bu günlere baktığımızda 60 lı yıllar yeşilçam için daha iyi yapımların yapılabileceği güzel zamanlardı,ne yazıkki vasat oyuncu,yönetmen ve klişe senaryolar sonraki yıllarda milleti hem bıktırdı hemde sinemadan uzaklaştırdı