Menü

Türkan Şoray Kardeşi ile Rakip mi Olacak?

Türkan Şoray’ın bir özelliği vardır. Her durumda gülmeye, gülerek konuşmaya çalışır. Bu, belki çok güler yüzlü oluşundan, belki de etrafa karşı «serin kanlı bir insan» intibaı vermek istemesinden ileri gelir.

Türkan Şoray Kardeşi ile Rakip mi Olacak?Biliyorsunuz, Türkan Şoray’ın 14 yaşındaki kızkardeşi Nazan, anibir kararla «abla mesleği» ni seçmiş ve alelacele düzenlenen bir basın toplantısından sonra doğruca ilk filmini çevireceği Adapazarı’na hareket etmişti. Nazan’ın artist olma hikayesini geçen hafta sizlere iletmiş, bu konuda akla gelen ihtimalleri bir bir sıralamıştık. Peki ama acaba bu konuda Türkan Şoray ne diyordu? Türkan Şoray önce «abla» olarak, sonra da (Nazan kendine rakip olarak çıktığına göre) ‘tahtı tehlikede olan bir sultan’ olarak ne düşünüyordu. Onun için geçen haftanın ortalarında Türkan Şoray’dan bir randevu istedik ve Acar Film stüdyosunda 2 saate yakın bir süre kız- kardeşi hakkında konuştuk.

Türkan’a Önce, «Kız kardeşinin artist olacağını ne zaman öğrendiğini» sorduk. Filimlere isim olan iri siyah gözlerini yere dikti, bir süre düşündü sonra, «Katiyen haberim yoktu,» diye cevap verdi. Yüzü belki de ilk defa olarak gülmüyordu. «Nereden bilebilirdim ki?»

Türkan Şoray Kardeşi ile Rakip mi Olacak?Halbuki basın toplantısında Meliha Şoray, «Türkan’ın, Nazan’ın artist olacağından haberi var mı?» sorumuzu «Olmaz olur mu, tabii var,» diye cevaplandırmıştı. Bu cevabı alan gazeteciler Türkan Şoray’ın kızkardeşine mani olmak isteyip istemediğini merak etmişler ve Meliha Şoraydan şu cevabı almışlardı:

– «Türkan meseleyi duyduğu zaman biraz üzüldü. Ben onun okumasını tercih ederdim. Hatta liseden sonra Amerika’ya göndermeyi düşünüyordum. Ama madem ki sinema artisti olmak istiyor, olsun,’ dedi. Benim kızlarım birbirlerinin işlerine pek karışmazlar zaten.»

Bu iki cevabın birbirini tutmaması, ortaya şöyle bir gerçek çıkarıyordu: Anne – kızdan biri mutlaka yalan söylüyordu. Biri, «Haberi var, hatta şöyle şöyle dedi,» derken; diğeri de, «Haberim yok,» diyordu.

Türkan Şoray, sanki bizim bu düşüncelerimizi anlamış gibi anlatmaya başladı: «Düşünün bir kere, aynı çatı altında yaşıyoruz. Bir defacık olsun bu konuyu benimle konuşmuyorlar, bana danışmıyorlar! Ben, kızkardeşimi gerçekten pek çok severim. Yalnız son günlerde gerek Nazan’ın ve gerekse annemin davranışlarında bir başkalık, bir gariplik seziyordum, ama ne yalan söyleyeyim, buna pek mana veremiyordum. Annem ve kardeşim benim için ne kötülük düşünebilirlerdi. Hoş, şimdi de kötülük yapmış sayılmazlar ya… Ama onlara kırılmadım mı? Kırıldım. Üzüldüm de… Beni bir el gibi, yedi kat yabancı gibi tuttular.»

Sözlerinin burasında müsaade isteyip kalktı ve karşıdaki boy aynasında saçlarını düzeltmeye başladı. Aslında göz pınarlarında biriken gözyaşlarını bize göstermemek için ayağa kalkmıştı. Biraz sonra tekrar yanımıza geldi ve konuşmasına bıraktığı yerden devam etti:

«Ben Nazan’ın ablasıyım, en yakınıyım. Nazan filim artisti olmak istediğini bana söyleseydi, bu «sırrı» bana açsaydı, her halde ona başkalarından çok daha faydalı olabilirdim. Onu büyük şirketlerin filimlerinde oynatırdım, en avantajlı rolleri temin ederdim. Sinemanın en önde gelen yıldızlarından biri yapardım. Olmadı işte… Nazan annemin bana karşı kuvvetli olmak istemesinin kurbanı oldu.»

Türkan Şoray Kardeşi ile Rakip mi Olacak?Bu cümledeki gerçek payı neydi acaba? Nazan Şoray gerçekten, anne Şoray’ın Türkan Şoray’a karşı kuvvetli durumda hissetmesi için mi sinemaya başlatılmıştı? Bu, şu anda sadece Türkan Şoray tarafından ortaya atılan bir iddiadır. Bu iddianın tam karşısında da Nazan’ın ilk filminin rejisörü Yücel Hekimoğlu’nun yeni yıldızı hakkındaki iddialı sözleri var. Bunlardan hangisi gerçeğe daha yakındır, hangisi ilerde meydana gelecek olaylara ışık tutmaktadır. Bunlar tabii şu anda tamamen meçhul. Bunlar meçhul, ama bugünden «malum» olan bir şey var. Meliha Şoray, basın toplantısında bir ara, «Olmadı, o kadar istediğim halde, kızımı o adamdan koparamadım. Evet, ayrıldı, evime, ana kucağına geldi, ama halâa onunla (Rüçhan Adlı) beraber,» demiş ve yaşaran gözlerini elinin tersiyle silmişti. O cümleyle Türkan’ın bize söylediği birleştirilince ortaya «ana – kızın münasebetlerinin» pek normal olmadığı sonucu çıkıyordu. Zaten Türkan da konuşmasına devam ederken bu tahminimizi haklı çıkaracak yeni bir kararını açıkladı:

Türkan Şoray Kardeşi ile Rakip mi Olacak?«Hiç dostum yok, yalnızım. Bana yakın olanlar bile benden kilometrelerce uzakta. Rüçhan Beyden ayrıldıktan sonra bildiğiniz gibi Topağacı’ndaki eve, annemle kardeşimin yanına geldim. Yıllar öncesinin o sıcak aile yuvasını özlemiştim. İlk günler çok mesuttum. Annem, kızkardeşim yanımdaydılar. Setlerde sık sık saate bakıyor, işimin bir an önce bitmesini istiyordum. Neden sonra annemin ne istediğini anlayabildim. Annem beni avucunun içine almak, bana hükmetmek istiyordu. Gene de kızmıyorum, darılmıyorum ona… O, benim annemdir ve her zaman başımın üstünde yeri vardır.» Gözleri yine buğulanmıştı Türkan’ın… Bir an durakladı. Etrafa bakındı, sonra devam etti:

«Bunu anlar anlamaz ben de durumu ona göre ayarladım tabii… Annem de hemen bana karşı Nazan’ı çıkardı. Bu hareketi ile benim bir kızım daha var, demek istiyordu sanki.»

Evet, Türkan Şoray da nihayet baklayı ağzından çıkarmış ve Nazan’ın kendisine rakip olarak çıkarıldığını kabul etmişti. Ama, «rakibe» sinin aynı zamanda kardeşi olması onu her şeye rağmen «ihtiyatlı» olmaya sevkediyordu.

«Ben Nazan’ı hiç bir zaman kendime rakip olarak düşünemem. Kardeşim için her zaman iyi şeyler düşündüm, şimdi de iyi şeyler düşünüyorum. Allah yeni işinde onu mahçup etmesin. Ama yine de dediğim dedik. Okusaydı, bir tiyatro veya sinema okulunu bitirseydi daha güçlü, daha sağlam başlardı sinemaya. Çünkü sinema sanıldığı kadar kolay değildir.»

Ana – kız, çok konuda olduğu gibi bu konuda da bir fikir ayrılığı içindeydiler. Türkan Şoray’ın böyle söylemesine karşılık aynı konuda Meliha Şoray, «Bunlarda Allah vergisi bir kabiliyet var.

Türkan da sinemaya başladığı zaman okulunu bırakmıştı. Nazan bundan sonra okula gitmeyecek, ama hususi hocalardan ders alacak. Sanki dünyanın bütün meşhur artistleri üniversite mi bitirmiş?» demişti.

Türkan Şoray son olarak annesinin bıraktığı mektuptan bahsetti ve yeni kararını ilk defa SES’e açıkladı.

Türkan Şoray Kardeşi ile Rakip mi Olacak?«Annem, Nazan’la birlikte Adapazarı’na hareket etmeden önce bana bir mektup bırakmış. Akşam eve gidince buldum. ‘Eğer evi terk edersen herkese Rüçhan’a döndüğünü söylerim’ diyordu bu mektubunda. Ben kararımı çoktan verdim, Rüçhan Beye dönmeyeceğim. Esasen dönecek olsam ipi koparmaz, bütün köprüleri yıkmazdım. Ama, bu durum karşısında annemlerle aynı çatı altında kalmak da takdir edeceğiniz gibi bir hayli güçleşti. Ben her şeyin ne kadar iyi olmasını istersem, aksilikler ve karışık olaylar yakamı bırakmıyor. Annemle ortaklarının iddiasına göre Nazan artist oldu diye ben sinir krizleri geçiriyormuşum. Gülünç, çok gülünç. Tekrar ediyorum, bu haberi duymadım, gazetelerde okudum. O anda ne kriz geçirdim, ne de bir şey. Üstelik kriz geçirsem her halde duyulurdu. Gazeteyi sette okudum. İşte rejisör, işte artist arkadaşlar, işte diğer set elemanları. Buyurun, sorun. Ne zaman sinir krizi geçirmişim.»

Evet, «Nazan Şoray olayı» elle tutulur ilk sonucunu gün ışığına çıkarmıştı. Türkan Şoray annesinin yanından ayrılacaktı. Ancak bunu gerçekleştirmeden, yani eşyalarını toplayıp Topağacı’ndaki Kat apartmanından ayrılmadan son bir defa uzlaşma çarelerini arayacaktı:

«Oturup annemle uzun uzun konuşacağım,» diyordu. «Bu meseleyi enine boyuna konuşştuktan sonra da kati kararımı vereceğim.»

Bize öyle geliyor ki, Nazan Şoray’ın abla mesleğini seçmesi daha bir çok olaylara gebe… Neler mi bunlar? Biz da şimdilik bilmiyoruz. Bekleyelim, her halde duyar,, görür ve duyururuz.

Aynı anda iki adam birden, «Motor,» dediler. Aynı anda iki kamera birden çalışmaya başladı. Aynı anda Şoray soyadını taşıyan iki «hanım» ellerini kaldırdılar ve kameraya doğru sertçe yürüdüler.

Türkan Şoray Kardeşi ile Rakip mi Olacak?Setlerden biri Mecidiyeköy’deki Acar Filim stüdyosuydu ve burada rejisörün «motor» emriyle kamera karşısında rol yapan yıldız, Türkan Şoray’di. «Dünyanın Güzel Kadını» adlı son filminin daha sahnelerini tamamlamaya çalışıyordu. Kamera karşısına rol yapan ikinci Şoray’ın adı ise Nazan’dı. İlk filmi için İstanbul’dan kilometrelerce uzakta, Adapazarı’nda, Karasu’nun İhsaniye köyünde kurulan sette kamera karşısında rejisörün istediklerini yerine getirmeye çalışıyordu.

Geçen hafta Nazan Şoray’Ia ilgili yazımızın ihtimaller kısmında, «… Nazan Şoray ilk filmini bitirebilecek mi?» demiştik. Aynı soru, her halde «Kale Film» (Meliha Şoray’ın da ortağı olduğu Nazan’ın ilk filmini yapan şirket) sahiplerinin de aklına gelmiş olmalı ki giderayak filmin kadrosunda bir değişiklik yaptılar ve askerliğini yapan Erol Tezeren’in yerine kadroya Atilla Sarar’ı aldılar. Böylece Nazan’ın filim çevirmesini istemeyen ve İstanbul’da durumu dikkatle takip eden bazı kimselerin bir şikayet edip filmin yanda kalması ihtimalini de bertaraf etmiş oldular…

Türkan Şoray Kardeşi ile Rakip mi Olacak?Ekip, Nazan’ın basın mensuplarına tanıştırıldığının ertesi günü iki taksi, bir minibüse dolarak Adapazarı’na doğru yola çıkmıştı. Ekipte artistler, teknisyenler ve kucağında iki yaşındaki kızı Figen’le Türkan Şoray’ın annesi Meliha Şoray vardı. Meliha Şoray’ın yıllardan sonra ilk defa bir filim ekibiyle birlikte yola çıktığını görenler, ister istemez bundan yıllar öncesini hatırladılar. Türkan Şoray sinemaya ilk girdiği yıllarda annesiz sokağa adımını atmazdı. Meliha Şoray kızını setlerde hiç yalnız bırakmazdı. Sonra köprülerin altından çok sular aktı, Meliha Şoray’ın yerini Rüçhan Adlı’nın (kendisi değil de) adamları aldı. İşte, 1968 yılının ağustos ayında «anne» Şoray yine bir filim ekibiyle birlikteydi. Belki tarih tekerrür edecek, yıllar sonra Nazan’ın yanıbaşındaki yerini de kaptıracaktı. Ama, «Bir günün beyliği beylikti» ve şu Anda Meliha Şoray kızına «Ana kraliçe» gibi davranmaktan pek memnundu.

Ekip, Karasu’da önce açlık tehlikesiyle karşılaştı. İlçeye çok biçimsiz bir zamanda inmişlerdi. Bütün lokantalar kapalıydı. Beyaz peynir, karpuz ve ekmekten müteşekkil bir yemek yendi.

Türkan Şoray Kardeşi ile Rakip mi Olacak?Ekip ertesi gün sabah erkenden tekrar yola düzüldü. Bir süre sonra Ihsaniye köyüne vardı. Hemen set hazırlandı. Bir taraftan kamera kurulurken diğer taraftan da reji asistanı Yılmaz Duru’yla Nazan Şoray’a rollerini izah ediyordu. Bütün bunlar olurken Meliha Şoray bir köşede, kucağında küçük kızı Figen, hazırlıklarla zerrece ilgilenmeden oturuyordu. Zaten sette en çok dikkatimizi çeken de Meliha Şoray’ın bu lakaydisi oldu. Meliha Şoray ne ortağı olduğu şirketin filmiyle ilgiliydi, ne de ortanca kızı Nazan Şoray’Ia… Yalnız bir ara kalkıp Nazan’ın yanına gitti, saçlarını taradı. Taa bu iş için İstanbullardan kalkıp gelen Meliha Şoray’ın bu «tutumu» ilk nazarda belki garip gelebilir, ama aslında 9 yıldan beri Türk sinemasının içinde olan Meiha Şoray, Nazan konusunda son derece hesaplı ve zeki bir plan çizmiştir. Setteki «lakaydi» si ile bize söylediklerini birleştirince ortaya bu gerçek çıkmaktadır. Meliha Şoray bir ara, «Bundan sonra ben Nazan’ın her şeyiyim. Makyajını ben yapacağım, saçını ben tarayacağım, anlaşmalarını ben imzalayacağım, yolunu ben çizeceğim. Türkan’ı nasıl Türkan yaptımsa Nazan’ı da Nazan yapacağım, demişti.

Kara kaşlı, düz burunlu, kaim hatlı Türkan’ı kim Türkan Şoray yapmıştı? Kendisi mi, annesi mi, Rüçhan Adlı mı, yoksa daha başkaları mı? Bu sorunun cevabı adamına göre değişir, ama aslında Meliha Şoray yerli sinemayı iyi bilenler için yukarıdaki sözleriyle bir kopya vermektedir. Türk filim setleri oldum olası analardan çok çekmiştir. Bu bakımdan. «hiç bir şeyden anlamadığı halde her şeye karışan» annelerden vebadan kaçarcasına kaçılır. Oysa Meliha Şoray (üstelik patron olmasına rağmen) sette ağzı var, dili yok bir kadındır. Bu tutumuyla hem sette kalmasını kolaylaştırmakta, hem de kızını gözden ırak tutmamaktadır.

Nazan ilk filminde nişanlısı ile kendisine göre geçkince bir adam arasında bocalayan bir köylü kızını canlandırıyor. Filim icabı Yılmaz Duru’yu çılgınca seviyor. Geçen yıl «Ana» filminde aynı Yılmaz Duru, Türkan’ın kızına aşık oluyordu. Settekilerden biri bunu hatırlayıp espri yaptı :

«Yılmaz, senin bu Şoray’lardan ne alıp veremediğin var? ‘Ana’da Türkan Şoray’ın kızını elinden aldın. Yetmedi, bu defa da kız kardeşini ayartıyorsun?»

Bu arada çok enteresan bir olay oldu. Kendisinin köy ihtiyar heyetinde olduğunu söyleyen-yaşlı bir köylü, ekiptekilere, «Köyde filim çevirmek için kimden izin aldıklarını?» sordu. Bu soruyla karşılaşanlar birden şaşırdılar, ama sonunda ‘Yılanı bile deliğinden çıkaran’ tatlı sözlerle iş halledildi ve ufukta beliren ihtilaf bulutları toplanmadan dağıldı.

Biz setten ayrılırken İkinci Şoray «taht» a giden yolda ilk adımlarını atıyordu. Bu atılan adımlar onu nereye götürür? «Taht» a mı, başka bir bahta mı? Yıllarca yerinde mi sayar, her filimde biraz olsun daha ileriye mi gider, tek filimle «zıp» deyip «yıldız» mı olur? Sette ilk çalışmalarını izlediğimiz Nazan Şoray bize kabiliyetli bir kız intibaını verdi, ama yerli sinema yıldızı olabilmek için kabiliyetten başka meziyetler de lazım. Nazan’ın o kadar meziyeti var mı?

Var desek de yalan, yok desek de…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-34-sayisi)

01.09.2015 10:36

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 21 Ağustos 2015 14:05

    Ahmet Güçlüce

    nazan şoray türkan şoraya hiçbi zaman rakip falan olamadı
  • Yayınlandı: 25 Ağustos 2015 11:58

    Lale Kamacı

    rakip değil cebindeki kalem olamaz kardeşiş Türkan Şoray'a