Menü

Türkan Şoray Kızına Kavuştu

BABIALİ’DE kiminle karşılaşsak hep aynı sözler:

«Bu akşam Ankara’ya gidiyorum…»

«Özel bir röportaj için yarın Ankara’da olacağım…»

«Cihan Ünal İstanbul’a gelmiş, biliyor musun?»

Son bir yılın en önemli olayı bu magazin basınında… Yılların çocuk hasretini Türkan Şoray sonunda Yağmur’la dindirmişti… Herkeste bir telaş, bir koşuşturma…



Ehh dedik, çorbada bizim de tuzumuz olsun ve kalktık Ankara’ya gittik. Ankara hep o Ankara… Hele sonbaharda trenden ya da otobüsten adımınızı başkente attığınız anda, sisli sabahın ayazı dişlerinizi takırdatacak kadar iliklerinize işliyor.

Ankara Hacettepe Hastanesi’nin ve de özellikle kadın doğumun önü ana baba günü… Kapıya yaklaşmaya çalışıyoruz ama, ne mümkün… Kapının önü etten duvar.

«İçeriye kimseyi almıyorlar» diyor hemen yanımdaki yaşlı teyze… «Alsalar» diye ekliyor ardından; «Türkan’cığımı ilk ben tebrik edeceğim. Az çekmedi fakir. Çocuk özlemi içine işlemişti. Filmlerinde anne oluyordu… Ahh ahh o da erdi muradına…»

«Biz çıkalım kerevetine…» diye fısıldıyoruz da, kerevete değil şu kapı engelini aşıp, yukarı çıksak daha iyi olacak. Yaşlı teyze sürekli gülümsüyor… Herkes Türkan Şoray için gelmiş… Arada bir toplu olarak tempo tutuyorlar «Türkan anne» diye…



Kapıdaki görevliye yanaşıyoruz… Ama yüzümüze bile bakmıyor.

«Cihan Bey’le görüşsek yeter…» diyoruz. Sırtımızdaki çantayı da görünce gazeteci olduğumuzu anlıyorlar. Kır saçlı hastabakıcı, «Sen şöyle içeride bekle, bsn gidip Cihan Bey’e haber vereyim» diyor. Kapıdan kuş uçurtmuyorlar. Kapının önü ise her dakika daha da kalabalıklaşıyor. Güleç yüzlü, genç bir adam yaklaşıyor koridorun sonundan kapıya koşarak. Tam önümde duruyor. «Gazeteci misin?»… «Evet» diyorum… «Hah tamam» diyor ve ekliyor:

«Benim de kızım oldu… Az önce… Hadi onun da fotoğrafını çekin… Her gelen Yağmur’un fotoğrafını çekiyor… Üstelik saatlerce bekliyor. Ben hiç bekletmeden Çisil’in fotoğrafını çektirebilirim…»



Cevap alamayınca istifini bozmadan çoktandır dinlemediğimiz Aydın Tansel’in güzel bir şarkısını söyleyerek kapıdan çıkıp gidiyor: «Çisil çisil yağmur yağıyor…»

Az sonra iki kişi yanaşıyor kapıya… Görevli «Dur» diyor… «Kardeşim karım sancılandı, hemen yatırmamız gerekiyor»… «Olmaz» diye karşılık veriyor görevli… «Buraya giremezsiniz…» Bir süre tartışıyorlar, sonra dönüp gidiyorlar… «Niye içeri almadınız?» diye soruyoruz görevliye… Adam gülüyor:

«Numara yapıyorlar… İçeri girmek için… Ya ‘Karım yukarıda doğum yaptı’ diyorlar ya da ‘Karım sancılandı, bırakın gireyim’ diye feryat ediyorlar. Oysa herkesin amacı Türkan Hanım’ı görmek…»



Birden müthiş bir alkış sesi kopuyor kapının önünden… Sırtımızı dönüp koridora doğru bakınca Cihan Ünal’ın geldiğini görüyoruz… Ünal oldukça heyecanlı ve mutlu görünüyor. İlaç kokulu koridorun bir köşesinde konuşuyoruz sanatçıyla.

«Bizim hesaplarımıza göre doğum ekim ayının sonunda olacaktı. Fakat 21 Ekim’de oldu. Allah’ın takdiri böyleymiş. Cumartesi akşamı ‘Deprem’ filmini izledik. Türkan aniden rahatsızlandı. Hemen doktor Sakıp Bey’i çağırdım. Çocuğu taşıyan su kesesi patlamış. Hastaneye geldik. Sabaha kadar beklememiz gerekiyordu. O gece geçmek bilmedi. Sabah Türkan’ı ameliyata aldılar. Bu arada kaç paket sigara içtiğimi hatırlamıyorum. Sonunda Yağmur dünyaya geldi ve ben de Türkan da yeniden doğmuş gibi olduk…»

Cihan Ünal’la birlikte doktor Sakıp Pekin’in yanına gidiyoruz. Pekin, Türkan Şoray’ın odasına girip sanatçıyla kızının fotoğraflarını çekebileceğimizi söylüyor. Bu arada doğum olayını bir kez de onun ağzından dinliyoruz:



«Cihan çok korkuluydu… Bence gereksizdi bu korkular… Kendisi doğumun erken olduğu düşüncesiyle telaşlanmıştı. Bence doğum zamanında oldu. Normal doğumun olması için gerekli sancılar gelmeyince sezaryan yöntemini kullanmak zorunda kaldık. Başarılı bir ameliyat sonunda bir kız çocuğu geldi dünyaya. Yapılan anasteziden çocuk hiç etkilenmedi. Çok sağlıklı. Doğumdan hemen sonra sanki annesini çok özlemiş gibi hemen süt emmeye başladı. Şimdi bebek de annesi de çok mutlular…»

Sonunda doktor Sakıp Pekin ve Cihan Ünal’la birlikte Türkan Şoray ile Yağmur’un kaldıkları odaya adım atıyoruz. Bu arada doktor Pekin bizi uyarıyor:

«Üç-dört kereden fazla çekmeseniz daha iyi olur. Çünkü flaş çocuğu olumsuz yönde etkileyebilir..»



Eh Türkan Şoray’ın kızı olmak kolay mı diye düşünüyoruz içimizden… Şimdiden alışacak Yağmur, flaşlara da gazetecilere de… Odada Türkan Şoray’ın tebessümü karşısında denklanşörümüzden çıkan sesin dışında «çıt» çıkmıyor. Bu arada ünlü sanatçı «anne» olduktan sonraki duygularını SES’e şöyle açıklıyor:

«Şu andaki mutluluğumu kelimelerle ifade etmeme imkân yok… Çok mutluyum… Artık anneyim… Bundan böyle uzun süre film çevirmeyeceğim…»

Bu sözlerden sonra gülerek Yağmur’a bakıyor:

«Yağmur izin vermiyor… Tüm zamanımı biricik kızıma ayıracağım. En büyük amacım Yağmur… Yıllardır düşlediğim hayallerim sonunda gerçek oldu… Profesör Sakıp Bey’in bu mutlulukta büyük payı var. Kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum.»



Tam bu sırada Nazan Şoray giriyor içeriye… Teyze Şoray günlerdir hastanede ablası ile yeğenini bekliyor… Nazan Şoray gelince dışarı çıkıyoruz. Cihan Ünal o gün İstanbul’a döneceğini söylüyor.

«Birkaç saatlik bir dublaj çalışmam var… Türkan ısrarla gitmemi söylüyor. Gidip hemen döneceğim.»

Cihan Ünal’la birlikte hastaneden çıkarken, kapının önündeki kalabalıktan yine bir alkış tufanı kopuyor, Ünal, mutlu bir şekilde gülümsüyor kalabalığa…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1984-tarihli-45-sayisi)

28.11.2020 02:17

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 14 Temmuz 2016 09:57

    Esra Bayındır

    Cihan ünal ile kızı hala küsler mi acaba?