Menü

Reklamı Kapat

X

Türkan Şoray Yönetmen Oldu

– “Dönüş”ü çekmeniz nasıl oldu?

T.Ş.- Boş zamanlarımda hep hikaye düşünürüm. “Dönüş” de bunlardan birisiydi. Bir yıla yakın bir zamandır resim resim düşündüğüm, kafamda canlandırdığım, evdeyken oynadığım bir hikaye.. Konuyu birkaç yapımcıya anlatmıştım. En çok İrfan Ünal ilgilendi. Bir akşam, küçük bir toplulukta oturuyorduk. Birden bana dönerek : “Bu konuyu siz çekeceksiniz Türkan hanım” dedi. Öylesine canlı anlatmıştım ki hikayemi ona, benden başkasının bunu çekemiyeceğine inanmıştı. Ve beni ikna etti. Bunu şuur altımda gerçekten düşünmüş olacağım ki, ikna etmesi zor da olmadı diyebilirim.

– İlk film denemenizde bir köy filmi yaptınız. Neden acaba?

T.Ş.- Gözümde en iyi canlandırdığım konu buydu. Ayrıca çok aktüel bir konuydu bu.. Gazetelerde Almanya’dan dönen işçiler hakkında çeşitli yazılar, haberler yayınlanıyordu.. Bir gazetede yayınlanan seri röportajlar çok etkilemişti beni.. Bu yüzden olacak…

– Diğer hikayeleriniz de köyle mi ilgili olacak?

T.Ş.- Hayır.. Gelecek filmimi bir şehir hikayesinden çekeceğim.

– Hikayenizi resim resim düşündüğünüzü söylemiştiniz. Bu, bildiğimiz kadarıyla sinemayla haşır neşir olan birçok insanda (örneğin Yılmaz Güney’de de) rasladığımız bir özellik…

T.Ş.- Evet.. hikaye, sinema deneyimden olacak, bende resim olarak şekillenir.

– Türkan Şoray olarak bir filmde yönetmenlik yapmak size ne gibi kolaylıklar veya zorluklar getirdi?

T.Ş.- Bu bir deneme idi. Yapımcının İsrarı ile oldu. Film süresince bir hayli şaşkındım önceleri… Ama sonuç pek fena olmadı sanıyorum. Gelen mektupların çoğu, “Dönüş” için olumlu şeylerle dolu.. Aslında herkes gibi benim de gönlümde yatan aslandı yönetmenlik.. Ama bunu yapmaya cesaret etmem, ancak İrfan beyin teşvikiyle olmuştur diyebilirim. Oyuncu iken, kendimi sinemanın tam içinde hissetmiyordum gibi.. Çekim bitti mi, benim de setle, filmle ilgim bitiyordu. Halbuki yönetmenin çalışması bambaşka.. Sabah 7’den geceyarılarına kadar süren bir çalışma.. Prodüksiyonun herşeyiyle ben meşgul oldum. Şariyoyu ittim, otobüsün üstüne, minarenin tepesine çıktım gerektiğinde.. Önce herkes biraz alaylı bakıyordu bana, ciddiye almıyordu. Sonraları “Türkan hanım filme çok asılıyor, iyi film olacak galiba” sözlerini duydum.

– Türkiye’de yönetmenliğin şartları hakkında ne düşünüyorsunuz?

T.Ş.- Zor iş.. Önceleri bana vaadedilen rahatlık ancak iki gün sürdü. Sonra, işin bütün güçlüğü ve sorumluluğu karşıma çıktı. Koskoca final bölümünü, Bilal İnci’nin öğleyin Diyarbakır’a hareket etmesi zorunluluğu yüzünden iki saatte çekmek zorunda kaldık. Yönetmenlerimiz, çok zor şartlar içinde çalışıyorlar. Çok uzak bir yer seçmiştim. Ümraniye’den her gün bir buçuk saatlik yol. Paşaköy diye bir yer..

– Ama mekan olarak iyi bir yerdi. “Buğulu Gözler”, “Buruk Acı” gibi hikayelerinizden sonra “Dönüş”le gerçekçi bir doğrultuya girmeniz, bizce çok olumlu.. Bu konuda ne dersiniz?

T.Ş.- Yeni programımda, katiyen artık eski tür filmler çevirmeyeceğim. Senaryoları iyiden iyiye inceliyorum. Şarkıcı hanım öyküleri istemiyorum artık.. “Bedrana”, “Nene Hatun”, “Sultan Gelin”, “Namus Borcu” gibi iyi hikayelerde göreceksiniz artık beni…

– Lütfi Akad’ın “Ana”sından beri sizi bu tür rollerde görmüştük arada sırada..

T.Ş.- O film pek iş yapmadı. O zaman, yapımcılar “gördün mü, bu tür filmler tutmuyor” dediler.. Ve ben yeniden şarkılı, şık elbiseli filmlere döndüm. Ama şimdi mesela şarkılı filmler çeviren bazı firmalar gelip “Dönüş”e benzer hikayelerim var mı diye soruyorlar. Mesela Muzaffer bey (Aslan), hep şık elbiseler ister. En son Acar Film bile, “biz bunu yapacağız. Bu tutuldu” diyerek bu tür bir köy filmi için anlaştı. Köylü gitmez köy filmine, şehirli gitmez diye bir kanaat vardı. Kasada parayı görünce fikirler değişti. Şimdi yine benim ısrarımla Acar Film, Orhan Kemal’in bir hikayesini çekecek…

– Bir filmde hem yönetmen, hem oyuncu olmak nasıl? Yönetmen Şoray, oyuncu Şoray’dan memnun mu?

T.Ş.- Kamera arkası öyle cazip ki, çok sevdim. Bir türlü kameranın önüne geçmek istemiyordum. Mesela oyunumu kontrol edemiyordum. Çekimden sonra herkese “nasıl oldu, nasıl oldu?” diye soruyordum. Oyunum daha iyi olabilirdi.

– Kadrajları siz mi yapıyordunuz?

T.Ş.- Herşeyi.. işin başında, yardımcı olarak istediğim bazı arkadaşlar, “meslek haysiyetlerine yediremiyerek” gelmediler. Yılmaz Güney’in asistanı Şerif Gören sağolsun geldi. Ama ben herşeyi öylesine benimsemiştim ki. Şerife “motor” “stop” bile dedirtmedim. Alay ederler, yardım istiyor derler korkusundan kimseye birşeyler danışmadım. Kendimden geçip ağlayıp bayılmam gereken sahnelerde bile “motor”, “stop” demem gerekiyordu.. Bir de garip bir şey oldu. Oynarken karşımdaki oyuncuyu devamlı kontrol etmeye başladım, yönetmen gözüyle.. Tabii bütün bunlar benim oyunumu aksatıyordu.

– Oyuncuları siz mi seçtiniz?

T.Ş.- Hayır.. Ama seçilmiş oyuncuları istesem değiştirebilirdim. Uygun buldum, değiştirmedim.

– Bilal inci ağa rolü için biraz klişeleşmiş kalıyor.

T.Ş.- Bu rol için Fikret’i (Hakan) düşünmüştük. Ama o, “meslek haysiyeti”nden bahsederek kabul etmedi.

– Çevirme zamanını sınırladılar mı?

T.Ş.- Hayır.. ama kötü hava şartlarında çevirdik. Her gün 3’ten sonra güneş kalmıyordu. Onun için biraz uzadı. Final çok acele çekildi. Daha iyi olabilirdi.

– Konuştuğumuz yönetmenlerin çoğu filminizi beğenmişler..

T.Ş.- Evet.. Hemen hepsinden tebrikler geldi.. Eksik olmasınlar.. Yılmaz Güney’in bir jestini unutamam.. Filmin ikinci günü, moralim nasıl bozuk, Yılmaz Güney’den bir haber geldi : “Etrafa kulakları tıkayın bacım, siz bu işi başaracaksınız” diye.. Çok etkiledi bu beni..

– “Dönüş” kafanızda canlandırdığınız film oldu mu?

T.Ş.- Birçok bölümünü çekemedik hikayenin.. Havaalanında canlandırdığım bir sahne vardı.. Almanya’da geçen bazı bölümler vardı. Filmin belli bir tarihe yetişmesi için (sinemalarda tarih ayrılmıştı) bütün bu bölümleri çekemedik. Büyük Alman şehrindeki yabancılık, otobanlarda geçen bölümler.. hiçbiri çekilemedi.

– Filmin konusunda iki ayrı gelişim var.. Biri Almanya’dan dönen adamın ülkesine, çevresine, köyüne yabancılaşması.. Bir de ağanın devamlı Gülcan’ı istemesi.. Gülcan’ın da karşı koyması.. Bunların hangisine ağırlık vermeyi istiyordunuz?

T.Ş.- Ben, Almanya’dan dönen adamın yabancılaşmasını vermek istiyordum. Fakat yapımcı “ben Türkan Şoray filmi yapıyorum. Ağırlık Gülcan’da olmalı” deyince hikayeyi öyle değiştirdik. Daha değişikti benim kafamdaki hikaye..

– İkinci gelişinde karısını alıp gitmemesi nasıl açıklanabilir?

T.Ş.- Adam, hikayede 4 kere gidip geliyor aslında.. Tekrar geleceği için almadan gidiyor onu..

– Kadının kocasına ağanın kendisini rahatsız ettiğini söylememesini nasıl açıklıyorsunuz?

T.Ş.- Anadolu kadının bir özelliği olarak bunu düşündüm. Kocasının başını belaya sokmamak için..

– Kaç metre ham filmle çektiniz filmi?

T.Ş.- 2600 metrelik bir film için 5000 metre kadar film kullandık.

– Türk sinemasının ölçülerine göre fena bir imkan değil bu.. Teknik ekipten, özellikle kamera çalışmasından memnun musunuz?

T.Ş.- Genel olarak evet.. Bazı kamera hareketlerini biraz özentili buldum ama, Kaya Ererez iyi bir çalışma yaptı.

– Yakın planların bolca kullanılışına ne dersiniz?

T.Ş.- Yakın planlara bayılıyorum. Bunlar insanın ruhunu en iyi veriyorlar, yüz ifadelerini, mimiklerini.. Mümkün olsa daha çok kullanmak isterdim.

– Bu konuda Sergio Leone gibi düşünüyorsunuz anlaşılan.. Peki Türkan hanım, gelecek yönetmenlik denemeniz ne zaman?

T.Ş.- Bir yıldan önce olmaz herhalde.. O konu için sizin fikrinizi almak isterim önce.. “Dönüş” için de düşünmüş, ama imkan bulamamıştım.

– Böyle bir işbirliğinden büyük memnunluk duyarız elbette.. “Dönüş”le Türk sinemasına yönetmen olarak attığınız başarılı adımı kutlar, daha nice başarılar dileriz.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/yedinci-sanat-dergisinin-1973-tarihli-2-sayisi/)

11.08.2019 13:06

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 26 Ağustos 2015 14:50

    Yusuf Kadri

    Türkan Şoray ne yapsa tam yapar :))))
  • Yayınlandı: 1 Eylül 2015 14:05

    SUZAN İLERi

    başarı,zerafet,güzellik herşey var onda :)