Menü

Türkiye’deki Futbol Konuşuldu

Uçaktan iner inmez, ayağının tozu ile Gazeteciler Cemiyeti konferans salonuna gidip açış konuşmasını yapmak için mikrofon başına geçen, spor içinde yoğrulmuş, dünya sporunu yakından incelemiş esmer adam, salona dikkatle göz gezdirdikten sonra şöyle mırıldandı: «Böyle bir seminere, bu derece az ilginin gösterilmesi sporda neden ilerleyemediğimizi ortaya koyuyor. Spor yöneticisi olarak her zaman boy boy fotoğraflarını çektirenlerin hiç birinin bu seminerde bulunmaması, sporumuzun hangi düzeyde olduğunu gösteriyor.»



Bunları söyleyen, Spor Yazarları Derneği Genel Başkanı ve spor yazarı Samim Var’dı.

Spor Yazarları Derneği ile Sevk ve İdare Derneğinin birlikte düzenledikleri, «Sporda sevk ve idarecinin rolü, modern yöneticinin nitelikleri» konulu bu seminerde, daha sonra Şahap Kocatopçu söz aldı, yönetici kavramını açıkladı, takım içindeki yöneticiye kadar eğilerek, «Amigolar bile bir yöneticidir» diye sözünü noktaladı. Sonra Gençlik ve Spor Bakanlığı müsteşarı Avni Akyol söz aldı. Spor yöneticisinin nelere dikkat etmesi gerektiğine değindiği konuşmasında, «Spor yöneticisi her şeyden önce kamu düzeninin amaçlarını çok iyi bilmelidir. Kamu bir koalisyondur ve spor yöneticisi bu koalisyonu yürütme şartlarını bilmek zorundadır» dedi. Akyol, söz konusu ettiği şartları şöyle sıraladı. «Spor yöneticisinin şartları realisttir, hoşgörülüktür. Amirlik değildir. Çünkü lider topluma dayanır.»

avni-akyol

Sporla ilgili kişilerden sonra Sevk ve İdare Derneği As Başkanı Ergun Zogo da yöneticiyi, örnekler vererek şöyle tanımladı: «Bizde yönetici parası bol olandır.» Gündüz Kılıç’ın konusu, «Profesyonel kulüplerde teşkilat ve sorunlarlaydı. Kılıç, spor gidişimini üç bölüme ayırdı. Birinrincisi 1923’den 1951’e kadar olan bölümdü. Burada «Amatörlük» vardı. Spora gönülden bağlı olanlar burada duruyordu. Yetiştiriciler buradaydı. Her şeyden önemlisi sosyal yön daha bir kuvvetliydi. Kılıç’a göre, 1951-60 yılları arasında sporda istismar başlamıştı. Politikacıların başkan olduğu çıkarcılar topluluğunun çoğaldığı dönem buydu. 1960’dan sonra ise sporda, «Para babaları» ortaya çıkmıştı. Ve de böylece spor ahlakının çöküşü başlamıştı. Oysa sporda aşama yapan ülkelerde yönetici kavramı apayrıydı. Kılıç bu konuda şunları dedi: «Başkan, yönetici geri planda kalmış kişilerdir. Böyle ülkelerde sporu ve benim konum olan futbolu belirli kişiler yönetir. Bunlara Menajer veya teknik direktör denir. Ve bu tip kişilerle konuşmak için bir hafta öncesinden randevu alınır.»



Turgut Atakol, konuşmasına Napolyon’un bir sözü ile başladı ve «Başarısız asker yok, başarısız komutan vardır» diyerek sporda ilerleyememizin nedenlerini şöyle özetledi: «Başarısız sporcu değil, başarısız yönetici çoktur.»

Bu arada Spor Yazarları Derneği As Başkanı Odhan Baykara’nın sorduğu bir soruya müsteşar Avni Akyol şöyle cevap verdi: «Bizler yeni programda kafa eğitimini, beden eğitimine dönüştürmeyi amaç edindik. Artık ezberci yetiştirmeye paydos.»



Beden Terbiyesi Genel Müdürü İsmail Hakkı Güngör ise 1938 yılında girişimi yapılmış spor akademisinin bu güne dek kurulamadığını belirterek başladığı konuşmasında, tüm sorunların bu yüzden ortaya çıktığını, yöneticinin tamamen amatör olduğunu, Türkiye’de 70 bin yöneticinin bulunduğunu söyledi ve «Kondisyon sözcüğünü bile doğru dürüst söyleyemeyen kişilerin yönetici olarak bulunduğu toplumda spor aşaması bu kadar olur,» dedi. Devletin spora müdahale etmemesi, ama sporu denetlemesi gereğini de belirten Güngör’den sonra söz alan Kahraman Bapçum da çeşitli ülkelerdeki spor yöneticilerini «devletçi» ve «liberal» olarak ayırdı ve şunları söyledi: «Devlet kötü bir aile babası, devlet kötü bir tüccardır, derler. Bu öncelikle bizde yerleşmiş bir kanıdır. Oysa devletin denetiminde olan ülkelerde sporun nereye geldiği bir gerçektir. Sporu ikiye ayırmak gerekir. 1 — Amatörlük, 2 — Profesyonellik. Amatör sporun düzeyi ve yeri bellidir. Profesyonel işlerde ise kulüp yöneticisi taraftarım memnun etmek prensibi güder. Böylece bir başıbozukluk doğacaktır. Devlet spor kulüpleriyle ilgilenmezse elbette kulüplerin başında para babaları olacaktır. Bunu engellemek için öncelikle üst yönetim tırpanlanmalıdır».



İşte böyle ilginç bir seminerde ne yazık ki bir tek kulüp yöneticisi, bir tek antrenör yoktu. Bu da kulüp yöneticilerinin bilimsel yöntemlere değer vermediklerini bir kez daha açıkça ortaya koydu. Çünkü onlar, sporu sevk ve idarenin emrinde değil, sevk ve idareyi sporun emrinde yürütme alışkanlığındaydılar. Ne var ki bunu da başaramadıkları sayısız örnekleriyle gözler önündeydi.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/hayat-spor-dergisinin-1974-tarihli-40-sayisi/)

21.09.2020 20:42

Kategoriler:   Spor

Yorumlar