Menü

Yabancı Basında Yeşilçam

Fransız Eleştiricisi Jean Gennaro yazısına Metin Erksan’ın ödül alan filmleriyle girmekte Türk Sinemasında “Kadın ve Seks” problemine geniş yer ayırmaktadır. İlginç fotoğraflarla süslenen yazıyı aşağıda aynen okurlarımıza aktarıyoruz:

Yabancı Basında Yeşilçam1964’de Metin Erksan’ın Berlin’de “Susuz Yaz’la “Altın Ayı” ve yine aynı rejisörün 1966’da Kartaca’da “Yılanların Öcü”yle Altın Madalya kazanmış olmasına rağmen dış piyasada tanınmayan Türk Sineması, yılda çevrilen iki yüz iki yüz elli filmle, dünya sinemasını daha yakından izlemeye başlamıştır. Türkiye’de Atatürk devrimlerinden önce kadının dini ve sosyal sansürle sanat hayatına, özellikle de perdeye çıkması çok güçken, aşk ve seksin sahneye yansıtılmalarının daha da güç olduğu şüphesizdi. Öte yandan bir endüstri olarak değilse, küçük zenaat olarak başlayan sinemacılık da kadının Türk Sinemasına girişini geciktiriyordu. Her şeye rağmen “Kadın” yavaş, yavaş ama emin adımlarla Türk Sinemasına yerleşiyor ve zirveye tırmanıp oturuyordu.

Yabancı Basında YeşilçamBaşlangıçta, 1918-28 arasında, ilk Türk Sinemacıları, ki hepsinin çıkış noktası tiyatroydu, aktris sorununu gerek sahte şöhretli yabancı aktrislerle, gerek Rum veya Ermeni azınlıklarla, örneğin Blanş, Kalita, Anna Marieviç, Roz Felekyan vb. hallediyorlardı. Yüzde yüz bir Türk kadınını perdeye aktaran ilk rejisör Muhsin Ertuğrul ve ilk kadın artist de karısı Neyyire Ertuğrul oluyordu. Henüz görüntülere aksetmeyen aşk ve seks, ilk defa, bu kez gazetecilikten gelme bir rejisörün, Sedat Simavi’nin 1917 deki “Pençe” adlı filmiyle, ortaya çıkıyordu. 1919’da “Binnaz”la başlayan göbek dansı, yine aynı yıl “Postacı Bican Efendi” adlı filmde “Röntgencilik” sahnelerinin de eklenmesiyle aralanmış olan perdeyi daha da açıyordu.

Yabancı Basında YeşilçamSonra 1922-45 yılları arasında sürecek olan, Türk Filmciliğinin “Baba”sı Muhsin Ertuğrul’un devri başlıyordu.Türkiye Güzeli Feriha Tevfik’in oynadığı ve içine banyo sahnelerinin serpiştirildiği “Karım Beni Aldatırsa” dan (1933) sonra Yunan artisti Zozo Dalmas’ın “Cici Berber”i (1933) sansürünü hayli yıldırımlarını çekiyorlardı. 1940’larda göbek dansı her filmde yerini bulurken, 1942’de “Shaw”un “Pygmalion”undan esinlenmiş “Sürtük” teki cüretkar banyo sahneleriyle seksin dozu artıyordu. 1944’de Gance ve Lherbier’nin eski asistanı Baha Gelenbeyi “Canavar Düdüğü”nde Adalet Pee’nin iri göğüslerini ekrana yansıtırken,Vedat Ar “Lale Devri”nde (1951) dansöz Nana’nın cazibesini uzun hamam sahneleriyle başarılı bir biçimde ortaya koymuştu. 1955’de Gide’in “Pastoral Senfoni”sinin!.. Bir adaptasyonu olan “Sevdiğim Şensin” deki soyunma sahnesiyle de Strip-Tizin kökleri atılmıştı. “Katil” de (1954) Neriman Köksal’ın siyah kombinezonuyla başlayan “Fetişizm”, ” Gönül Beyhan’ın bikinisiyle “Plajdaki Kadın” da devam ediyor ve Leyla Sayar’ın “Ölüm Perdesi” (1960) ve Şehrazad (1964) adlı filmlerindeki tabanca, bıçak tehdidi altmda soyunmasıyla yavaş, yavaş “Sadizm”e dönüşüyordu.

İYİLER

Yabancı Basında YeşilçamTicari amaçlarla çevrilen “Seks Filmleri”nde iyilerin yanında kötülerin de bulunması sadece Türk Sinemasına özgü değildir. İyiler arasındaki Halit Refiğ’in “Şehrazad”ında parmağını emen, göğüslerini açıp gösteren, dayak yemekten hoşlanan “Mazoist” kadınların anlatımı Freud’ü memnun edecek cinstenti. Yine aynı rejisörün “İstanbul Kızları”ndaki (1964) parti sahnelerinin detayları gerçekçiliğin izlerini taşıyorlardı… Metin Erksan 1963’de yönettiği “Susuz Yaz” da ilkel köy tablolarında Erol Taş yasak ve zoraki aşkın kahramanı yaparak, cesur sahnelerle sembolist bir anlatıma yarıyor, dramatik yapısı daha karmaşık olan “Suçlular Aramızda”da (1964) monoton iş hayatının bunalımlarını, başım sekreterinin bacakları arasında gezdirmekle gideren bir iş adamı yansıtılıyordu. “Sonsuz Aşk,” ”Sevmek Zamanı” ve “Erkek Ali” de cinsel sekansları iyi işlenmiş filmlerdendiler.

VE DİĞERLERİ

Geri kalanlara gelince, göğüs ve kalçaların resmi geçit yaptığı, türlü aşk oyunlarının beceriksizce aksettirildiği yüzlerce filmi bir kenara itip, seksin ön plana alındığı filmler tür olarak incelenince şunlar göze çarpıyordu:

Yabancı Basında YeşilçamTarihi filmler 16.cı yüzyıldaki sultan saraylarım harem, hamam ve çıplak banyo sahneleriyle aksettiriyorlardı. “Cengiz Hanın Hazineleri”nde Atıf Yılmaz, Fatma Girik’i yarı çıplak ekranda dolaştırmış, Suat Yalaz “Karaoğlan” serisinin ilkinde Tülin Elgin’le, ikincisinde Emel Turgut’la ve üçüncüsünde de Figen Say’la seksi perdeye aktarmıştı. Yine Figen Say Fatih’in Kahramanı”nda, Suzan Avcı’da “Tek Kollu Kahraman”da süt banyolarına girerlerken, Fatma Girik dere kenarları ve koruluklarda soyunmayı tercih etmişti. Sonra da soyunma sahnelerinin fonu efelerin dolaştığı dağlar ve ormanlar olmuştu.

Köy filmlerinin dekorları belki daha sadeydi ama,samanlıklar, çimenler ve ormanlar arasındaki aşk da daha gerçekçiydi. “Yılanların Öcü”nde Metin Erksan dekor olarak bir evin temelini seçiyordu.

Polisiye filmlerinde Göksel Arsoy “Altın Çocuk” serisiyle ilk Türk James Bond’u olmuştu. “Tehlikeli Adam” da Gülsüm Kamu’nun duş sahnesi “Hitchoock”un, “Üç Korkusuz Arkadaş”da “Üç Silahşörlerin” kopyasıydılar. Moda ve kopyacılık şaşmaz bir şekilde devam etmiş ve Fatma Girik “Karakolda Ayına Var” da bir Türk “Modoesty Blaise”ini canlandırıyordu.

Yıllık kapasitesi iki yüz elli film olan Türk Sinemasındaki bu örnekleri fazla bir şey ilave etmeden çoğaltmak mümkün. Seks filmleri konusunda Türk Sinemasının genel görünüşü diğer ülkelerin sinemalarından farklı olmakla beraber aradaki uçurum pek de açık sayılmaz. Çünkü pek az olan istisnalar dışında seks filmlerinin gerçek hedefleri röntgenciler ve amatör heyecan arayıcılarıdır. Bunlarsa her ülkede, her zaman ve bol miktarda bulunacak cinstendirler. Sosyal sansürün yeni aralanmağa başladığı Türkiye’de, kadın yerini yavaş, yavaş bulurken, sinemada bu giriş süratli olmuştur. Yapımcıların sadece kar anlayışıyla aşırı sekse kaymaları da az masraflı “Kopyacılık”la sağlanmaya başlamıştır.

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/pazar-dergisinin-1968-tarihli-603-sayisi)

31.08.2015 18:29

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 26 Ağustos 2015 10:52

    Tayfun Korkut

    bütün cıplaklardan bahsetmişler :D
  • Yayınlandı: 9 Eylül 2015 14:55

    MEHMET ŞEN

    yılda 250 film mi :D
  • Yayınlandı: 9 Eylül 2015 14:56

    NUR HAYAT YÜZEN

    ne çok film çekilmiş öyle şimdi öyle bişey yok :D
  • Yayınlandı: 9 Eylül 2015 14:57

    SEDAT VELİ

    şimdikiler uyusuk uyusuk o zaman ki oyuncular arı gibiydi maşallah :D