Yeni Bir İsim Zeynep Aksu

Siyah saçlarını savurarak merdivenlerden çıkıyordu. O kadar heyecanlıydı ki, düz yolda da yürüse, rahat nefes alamayacaktı. Karşısına çıkan hademeye:

– «Yazı işleri müdürünü görmek istiyorum,» dedi.

Biraz sonra, gösterilen koltukta oturuyor ve çabuk çabuk anlatıyordu:

– «Ben, Füsun Arda… SES Mecmuasının yarışmasına girmek istiyorum. Fakat, biraz geç kaldım galiba? Yarışmaya katılma müddeti dün sona ermiş…»

İri, yuvarlak gözlü; siyah saçlı, uzun boylu genç kıza, geç kaldığı için yarışmaya giremeyeceği, isterse gelecek yıl, yarışmaya katılabileceği bildirildi.





SES idarehanesinden çıktığı zaman, gözlerinde iki damla yaş vardı. Yıllardan beri beklediği şeye kavuşamamanın verdiği ruh yıkıntısı içindeydi. Zeynep Aksu'nun ilk denemesi «geç kalma yüzünden başarıya ulaşamamıştı. Halbuki o, bir sinema yıldızı olmak istiyordu. Yıllardır, bunun hasretiyle yanıp tutuşmuştu.

Fakat, üzüntüsü uzun sürmedi. Kararını vermiş her insan gibi o da, idealine ulaşmak için başka kapılara başvurdu ve sonunda ulaştı da...

Füsun Arda, güzel bir kızdı. Yalnız, burnu biraz hatalıydı. Bunu ona birçok kimse söylemiş, «Burnunu SES yarışmalarına girmeden düzeltsen iyi olur,» demişlerdi. Yarışmaya giremeyince Füsun da arkadaşlarının tavsiyelerini yerine getirmeye karar verdi. Burnunu ameliyat ettirecekti. Fakat bir mesele vardı: Para... Ama güneşe kar dayanır mı? Onu da buldu...





Ameliyatı Halit Ziya Konuralp yaptı. Zeynep, tamamen bayıltılmış, en ufak bir acı da duymamıştı. Burnunun tamamen iyileşmesi bir ay sürdü. Sargıları açtıkları zaman, ortaya yepyeni bir Füsun Arda çıktı. Daha doğrusu Füsun Demiroğlu... Zira o, Füsun Arda adını, SES yarışmalarına girmek için seçmişti. Asıl adı Füsun Demiroğlu'ydu.

Arkadaşları yeni burnuna «bayıldılar». «Şimdi tam bir sinema yıldızı gibi olmuşsun!» dediler. Füsun Demiroğlu 18 yaşındaydı, ama hayli tombulcaydı. Burun ameliyatından sonra ilk işi, fazla kilolarını atmak oldu. Hamam, sauna, perhiz, rejim derken, 1,72 boyundaki genç kız, tam 6 kilo birden zayıfladı. Tam bu sıralarda Pazar Dergisi bir artist yarışması açmıştı. Füsun, bu yarışmayı beklemeden birkaç prodüktöre gitmiş, yerli filmde «genç kız» rolünde oynamak istediğini söylemişti. Bazıları onunla uzun uzun konuşmuşlar, fakat, rol vermeye cesaret edememişlerdi. Bir başka prodüktör resimlerini görünce:





- «Çok fotojeniksiniz. Ama, Türkan Şoray'a benzemek sizin için zararlı.. Hemen saç tuvaletinizi değiştirin. Benim filmlere gelince, ben, çok şöhretli kadın yıldızlarla çalışırım, fakat bir kolayını buluruz» diyerek onu resmen atlatmışlardı. Bir başka prodüktör ise, ona yılda 5 000 liraya bir film çevirtmeyi kabul ediyor, fakat beş yıl süreli bir kontratla kendisine bağlı kalması şartını koşuyordu. Eğer mümkün olursa ikinci bir film daha çevrilebilir, böylece aylık geliri 400 liradan 800 liraya çıkabilirdi...

Fenerbahçe'deki köşklerinde annesiyle bu durumu uzun uzun müzakere etti. Yapılacak en iyi şey bir derginin artist yarışmasına girmekti. Madem ki, birine geç kalmıştı, ötekine girebilirdi. Hemen birkaç fotoğraf daha çektirip Pazar dergisinin yarışmasına girdi, ismini yine değiştirmiş, bu sefer Zeynep Aksu olmuştu. Jüri üyeleri arasında, kendisine «doğrudan doğruya rol vermeye korkan» prodüktörler de vardı. Rol vermeye korkanlar, oy vermeye korkmadılar ve Zeynep Aksu birinciliği kazandı. Bu netice ile 20 filmde oynamaya ve toplam olarak 100.000 lira almaya hak kazanıyordu.



Önce, Cüneyt Arkın'la «Namus Borcu» sonra Öztürk Serengil'le «Çifte Tabancalı Damat» filmlerini çevirdi. Gene Cüneyt Arkın'la «Alpago» ve SES Mecmuası finalisti Tugay Toksöz'le «Devlerin İntikamı»nda oynadı. Bugünlerde And Film'in, Türkan Şoray’la yapmaya hazırlanıp vazgeçtiği «Abbase Sultan»'da baş role çıkıyor. Zeynep Aksu, daha 15 filmde oynayacak.

İşte, Zeynep Aksu yerli sinemaya böyle girdi. Onun sinema serüveninin en önemli tarafı, sinema oyuncusu olmak isteyen milyonlarca genç kıza örnek olmasıdır. Liseyi bitirmiş, hali-vakti yerinde bir genç kız ne yapar? Ya üniversiteye devam eder, ya bir meslek seçer, veya evlenir, değil mi? Zeynep Aksu, şimdiye kadar kimsenin «meslek» olarak görmediği sinemayı seçmiş. Evlenmeyi (hakkında birçok dedikodular çıkmasına rağmen) aklından geçirmiyor. Yerli sinemada üstüne düşen bir vazifesi olduğuna inanıyor:



- «Yerli sinema kadar, genç kızlar için şöhret ve servet temin edecek bir başka iş yoktur» diyor ve sözlerine şunları ilave ediyor:

- «Bütün genç kızlara, Türk sinemasına girmelerini tavsiye ederim. Daha çok yeni olmakla beraber, birkaç filmde oynamış olmam, bana kimsenin tahmin edemeyeceği bir şöhret sağladı. Tanınmış bir insan olmak, herkes tarafından ilgi görmek, meğer ne tatlı şeymiş! Sinema uğruna, dünyanın en büyük aşklarını, sevgilerini terk edenleri, şimdi çok iyi anlıyorum. Emin olun, dünyada en büyük servet veya aşkın veremeyeceği saadeti, sayısı yüz binleri geçen hayranlar size veriyor.



Sinemanın temin ettiği maddi refah ve büyük kredi de işin cabası... Türkiye'de, kim tek başına çalışarak ayda 50 000 lira kazanabilir? Vakıa ben henüz film başına 5 000 lira alan, çok yeni bir artistim ama, bir büroda çalışsaydım bu parayı alabilir miydim? Şüphesiz, hayır...

Türkan Şoray'a aşırı derecede benzeyen ve bazı prodüktörlerin «Bu sayede şöhrete daha çabuk erişebilir» dedikleri Zeynep Aksu, azim ve sebat etmenin, insanı istediği yere götüreceğini gösteren en parlak örnektir...

ALINTI: SES DERGİSİ’NİN 1967 TARİHLİ 51. SAYISI



Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir