Menü

Yeni Jön Nihat Ziyalan

Yeni Jön Nihat ZiyalanGeçen aralık ayında bir gece, sekiz, on kişilik bir grup, bir gece kulübünde oturuyorduk.

Masada üç de prodüktör vardı. Yılmaz Güney elindeki viski bardağını kaldırdı, «Nihat Ziyalan’ın şerefine içiyorum,» dedi.

«Onun şerefine içiyorum, çünkü beni sinemada yıkabilecek tek adamdır Nihat…»

O günden bugüne aşağı, yukarı on ay geçti. Şimdi Nihat Ziyalan da şöyle konuşuyor: «Yerli sinemada tek rakibim Yılmaz Güney’dir!»

Son aylarda Yeşilçam’da sık sık adı duyulan, yerli fotoromanlarda her gün resimlerine rastlanan Nihat Ziyalan ile Sarıyer’de deniz Kenarında ufak bir balıkçı kahvesinde konuşuyoruz. Etrafımızda martılar çığlıklar atarak uçuyor.

– «1938 yılında Adana’da doğdum,» diye anlatıyor. «İlkokulu, ortaokulu, liseyi Adana’da bitirdim. Çocukluğum Yılmaz Güney ile biriikte geçti. Aynı mahallede oturuyorduk. Bağlarda, bahçelerde, tarlalarda beraber kuş avladık, elma, erik, üzüm çaldık! Sonra lise yıllarında beraber heyecanlandık, beraber ileriye ait tasarılar kurduk.

«Perde ve sahne adamı oluşumda ilkokul öğretmenimin büyük rolü vardır. Üçüncü sınıfta okurken rahmetli öğretmenim bir gün, ‘Nihat sen büyüyünce tiyatro artisti ol. Kabiliyetin var,’ demişti. İlk olarak o yi i sonunda sahneye çıktım. Perde açılınca piyesin sözlerini heyecandan unutmayayım mı? Yandaki delikten öğretmenim hatıriatmasa, belki de sahneden atlayıp kaçacaktım. Gerçi sonra açıldım, çok alkışlandım, ama kaç para eder… Olan olmuştu bir kere…»

Önümüzden kocaman kocaman gemiler geçiyor Karadeniz’e doğru… Akdeniz’e doğru… Boğaz’ın eşi yok dünyada. İnsan mavi sulara baktıkça dünyayı daha başka görüyor. Orhan Veli bile en güzel şiirlerinden birini Rumelihisarı’nda yazmamış mı?… «… Urumelihisarı’na oturmuşum – Oturmuş da, bir türkü tutturmuşum…»

Yeni Jön Nihat Ziyalan– «Adana Şehir Tiyatrosu’nda altı yıl çalıştım. Sonra Ankara Sanat Tiyatrosu. Orada da iki yıl… Bugüne kadar tam 42 piyeste rol aldım. Kimi ufak, kimi büyük roller. En çok Orhan Kemal’in ’72. Koğuş’ ündeki rolümü severim.

«Bir gece Yılmaz Güney telefon etti Ankara’ya, ‘İlle İstanbul’a gel,’ dedi. İşte böylece adımımızı attık Yeşiiçam’a. Geliş o geliş. ‘At Hırsızı’ ile başlayan sinema serüvenimiz bugün hala devam ediyor. Son olarak ‘Binbaşı Türk’ te oynadım. On güne kadar da Selda Alkor’la birlikte ‘Gül Ayşem’e başlayacağım.»

– «Yılmaz Güney, son yılların en iyi oyuncularından biri. Üstelik sizi de sinemaya getiren adam,» dedik. «Onu tek rakibiniz olarak görmek biraz iddialı ve kırıcı olmuyor mu? Nasıl izah edebilirsiniz bunu?»

Gülerek, «Katiyen,» dedi. «Sözlerim yanlış anlaşılmasın. Yılmaz Güney sinemada geçilmesi zor bir geçittir. Devamlı olarak onu geçmeye çalışmak beni güçlü yapar. Kendimi ona rakip görünce, daha fazla kuvvet kazandığımı hissediyorum. Sinemaya şöhret için gelmedim. İşimi çok ciddiye alıyorum. Bu, ilerde yapacağım filimlerde açıkça görülecek. Paket şu da bir gerçek ki, bugün Türk sinemasının çok sayıda kaliteli filim yapmasına imkan yok. Halk, kötü filimlere alıştırılmış bir kere. Türk seyircisinin hoşlandığı, içinde göz yaşı, aşk, seks, kavga – dövüş bulunan konular başta geliyor. Ama bu, ilelebet böyle devam etmez. Ben, Türk sinemasının. sanat değeri ön plana alınan eserlere kavuşacağına inananlardan biriyim.»

Yeni Jön Nihat Ziyalan– «Sizin şairliğiniz de var galiba?» dediğimiz zaman tekrar güldü. Bu kadar benzerlik hayret doğrusu. Tıpkı Yılmaz Güney gibi gülüyor. Yürüyüşü, davranışları, konuşması da tıpkı o. Ama bu benzeyiş muhakkak ki taklit değil. Tuhaf bir tesadüf.

– «Evet, ‘Asık Yüzlünün Biri’ isimli şiir kitabım var. İkincisi de yakında basılacak. İsmi henüz belli değil..»

Nihat Ziyalan’ın evlilik konusundaki fikirleri de (herhalde şairliğinden olacak) bir hayli ilginç… «Evli misiniz?» diye sorunca, «Aşığım» diye cevap veriyor, «Sırılsıklam aşığım. Aşık olmanın yanında evli olmanın ne önemi vardır!»

John Steinbeck, Tolstoy gibi iki dev yazarın hayranı olan Nihat Ziyalan, Türk sineması hakkındaki görüşlerini şöyle özetliyor: «Yerli sinemada iyi niyetli insanlar, iyiye doğru gidiş var, ama kaplumbağa yürüyüşüne benziyor bu. Hızlanma şart. Aşırma konular, ödenmeyen bonolar, filmin maliyetinin yarısını alıp götüren star sistemi Yeşilçam’ın üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanan, öncelikle çözülmesi gereken başlıca konular.»

Küçük balıkçı kahvesinden ayrılırken Boğaz’ın üzerine insana hüzün veren bir karanlık çöküyor. Akşamın karanlığı bu. Ama Ahmet Haşim’in akşamlarından o kadar farklı ki…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-40-sayisi)

10.08.2019 22:48

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 25 Ağustos 2015 11:31

    Gizem Ersoy

    Çok yapmacık gülmüyo mu ya
  • Yayınlandı: 25 Ağustos 2015 11:31

    Suzan Genç

    aynen öyle bende ona dikkat ettim. Yaşın kaç bilmiyorum ama zamanında kasıp kavurmustu ortalıgı yakısıklılıgıyla
  • Yayınlandı: 7 Eylül 2015 10:21

    HALİT KUMRU

    yılmaz güneyin kazandırdığı yıldızlardan biri