Menü

Yıldırım Mayruk

Henüz terziliği bilmiyordum. Beyoğlu’nda atölye kurdum. Bugün ise ünlü bir terziyim ama kimse bana ne olmak, ne yapmak isterdin?” diye sormadı sizin dışınızda…

Semra Özal hanımefendi Başbakan eşi olmadan önce bana gelirdi. Ama şimdi dikmiyorum.”

Ev kadını daha cömert. Milyonluk tuvalet diye caka satan ünlü sanatçıların cebinde bol bol akrep var.”

-Öncelikle şunu sormak istiyorum. Modacı mısınız yoksa terzi mi?



-“Ben terziyim efendim. Usta bir terziyim hem de. Modacı sıfatını kabul etmiyorum aslında yaratıcı yönüm hayli gelişmiş. Müşterilerime çoğunlukla kendi çizdiklerimi dikerim. Bakın çevrenizde bir moda dergisi görüyor musunuz? Ben zaten modacı lafını sevmiyorum. Her ne kadar meslektaşlarım bu sıfatı çok seviyorlarsa da ben kabul etmiyorum. Çünkü terzi, yaratan ve diken kişidir. Kadın veya erkek hangi cinsiyeti seçmişse o kişileri yönlendiren kişidir modacı. Ben ağzımla kuş tutsam Türkiye’de bir moda yaratamam. Türk kadını da benim arkamdan gelmez.”

-Bu ön yargıya nasıl varabiliyorsunuz?

-“Bu konuda çok tecrübem var. Yedi-sekiz yıl öncesine kadar benim çizdiğim modelleri hiçbir hanım diktirmezdi. Bir gün bana Filiz Akın geldi. “Bana öyle bir elbise yapın ki, herkes bunu kopye etsin” dedi. Yaptım. Gerçekten büyük bir olay yarattı. Filiz hanım gazinoda bir sürü insanı elbisenin modelini çizerken yakalamış. Bana da çok tebrik gelmişti. Bu bir moral verdi bana. Bunun üzerine daha çok çizmeye başladım. Ama ben moda yaratamam. Moda yaratmak bir ekip işidir.”



-Peki ülkemizde hiç modacı yok mu?

-“Var tabii. Ben yok demiyorum. Ama geniş kitleleri yönlendirecek kadar etkili değiller. Mesela bir Zuhal Yorgancıoğlu var. Bir tarzı var. Benim beğenip beğenmemem sözkonusu değil. Ama bir çizgisi var hiç değişmiyor. Yine bir Ayla Eryüksel var. Kendine göre bir yol tutturmuş gidiyor. Ama tabii Batı’nın modasına ayak uydurarak. Kumaşında farklılık yok ama çizgileri Batı modasına bağımlı…”

Son yıllarda moda merkezi olan İstanbul’da stilistlerin çoğalmasını nasıl karşılıyorsunuz?

-“Stilist çizen kişi demektir. Ama dikiş bilmeyen stilistin çizgisi makbul değildir. Stilistlerin çoğalması önemli değil. Hem çizip, bem diken insanlar önemli. Avrupa’da bu böyle değil. Kolektif çalışma var. Avrupalı modacı önce bir moda yaratıyor. Ona göre stilistler çiziyor. Kumaşçı bu modaya göre kumaşlar hazırlıyor. İşlemeci ve aksesuarcı modacının ilan ettiği modaya göre hazırlanıyor.”

-Peki sizin elinizin altında aynı olanaklar yok mu?

-“Nerede? Ben çizerim. Ben keserim, gerekirse ben düzeltirim. Pulunu ben bulurum. İşlemecinin peşinden koştururum. Aksesuarları günlerce ararım.”

-O zaman siz hem modacı, hem terzi, hem stilist, hem kreatör, hem de işinizin hamalısınız?

-“Bu takdire kalmış bir olaydır. Ben hiçbir zaman “Buyum” diye bir şey iddia etmem. Çünkü edenler komik duruma düşüyorlar.”

-Son yıllarda yaptığınız defileler sonrası gelen alkışlarla birlikte ilginç iddialar da yapıldı. Belki sizin de kulağınıza gelmiştir sergilediğiniz koleksiyonu Avrupa’dan getirttiğinize dair söylentiler?



-“Ben ömrümde daha hazır bir elbise getirmedim Avrupa’dan. Bu dedikoduyu yapanlar Avrupa’da sergilenen koleksiyonlardaki bir elbisenin fiyatını bilmiyorlar sanırım. Benim defilemde sunduğum elbiselerin fiyattan bellidir. Dışarıda Houte – Couture tarzı bir elbisenin fiyatı en az 1 milyon Türk Lirası’ndan başlıyor. Sonra Türk kadını cin gibidir. Dışarıda veya modelde gördüğünü çok iyi yerleştirir beyninin içine. Burada sunulanın yeni olup olmadığını çok iyi anlar ve yutmaz. Ben dışarıdan 1-1.5 milyon liraya aldığım elbiseyi burada kaça satarım. Komik bir şey bu.”

-Aslında daha sonra soracaktım ama hazır laf milyonluk elbiselere gelmişken hemen sorayım. Ünlü sanatçıların zaman zaman basında çıkan röportajlarında sizin diktiğiniz veya sizin gibi terzilerin diktiği tuvaletlere milyonluk değerler biçmesinde gerçek payı nedir?



-“Çok yerinde bir soru bu. Öncelikle teşekkür ederim. Çünkü bu konuda hayli rahatsızım. Bakın ben size başıma gelen son olayı anlatarak sorunuza yanıt vermeye çalışayım. Yüksel Uzel’in solo programında bir tuvalet hazırladım. Bana son dakikada söylediği için tuvaleti Ankara’ya yetiştirmek üzere ben götürdüm. Gazeteciler çekim öncesi soru yağmuruna tuttular beni. Böyle sorulara yanıt vermekten kaçındığım halde o gün cesaretim tuttu ve 200 bin lira civarında olduğunu söyledim. Ankara’dan tatil yapmak üzere Antalya’ya geçtim. Birkaç gün sonra güneşlenirken bir de ne okuyayım, bir tanesi 1 milyon yazmış diğeri 1.5 milyon. Oysa ben daha tuvaletin fiyatını tesbit etmemiştim.Laf olsun diye en büyük rakamı söyledim. Bir de bazı sanatçılar adından daha çok söz ettirmek için caka olsun diye büyük rakamlar söylüyorlar. Ondan sonra hem benim, hem de onların başı derde giriyor Maliye ile. Aslında hiç aslı yoktur.”

-Devlet büyüklerinin eşlerine hiç dikiş diktiniz mi?

-“Hayır. Ben zaten söyledim size övecek tarafım fazla yoktur diye. Semra Özal hanımefendiye başbakan eşi olmadan önce dikiyordum. Ama şimdi dikmiyorum. Son sergilediği giysiler bana alt değildir.”

-Peki biraz da ünlülerimize dönelim. Klasik ama yanıtına göre hayli sivri bir soru bu. Giydirdiğiniz ünlüler arasında moda zevkine sahip olanlar hangileri veya tam tersi olanlar..



-“Niçin bana hep bunu sorarlar bilmiyorum. Belki açık yürekli olduğumdan ötürü. Başka meslektaşlarım hep müşterileri olan sanatçıları överler. Oysa benim müşterim olduğu halde Emel Sayın’ın iyi giyindiğini söyleyemem. İstikrarsız bir kadındır. Bir gün şık bir gün rüküştür. Ama giydiğini çok iyi taşıdığı için rüküşlüğü göze batmaz. Alımlı kadındır yani. Bu yüzden kendisine hayranımdır. İnsan olarak da çok severim. Rüküş deyince yine insan olarak son derece sevdiğim bir Gönül Akkor geliyor aklıma. Haa bir de Neşe Karaböcek. Aslında isim vermek çok ters bu zamanda, örneğin yine bir süre önce benim müşterim olan ama şimdi çok iyi dost olduğum Nükhet Duru’da giyinmesini bilmez. Aslında bir Gönül Yazar ile müşterim olmadığı halde şık ve de giyinmesini bilen tek sanatçı olarak Ajda Pekkan dışında giyim zevki olan sanatçımız hemen hemen yok gibi..”

-Peki size bir sorum daha var? Meslek aşkınız mı bu güne kadar evlenmenizi engelledi?

-“Öyle sayılır. İnsanoğlunun bir evlenme yaşı vardır. O yaşı geçirdi mi zaten insanın içinden gelmiyor evlenmek. Ben de evlenme yaşlarımı gece gündüz çalışarak geçirdim. Sonra bir de baktım treni kaçırmışım. Şimdi insan türlü türlü alışkanlıklar kazanıyor. Hangi kadın bu alışkanlıklarımı benimle paylaşır, örneğin işten dönünce uzun süre konuşmamak gibi, gece yansından sonra ıssız sokaklarda dolaşmak gibi… Zaten çocuklara karşı da büyük bir sevgim yok. Belki çocuk sevgisi olsaydı evlenmek için daha çok düşünürdüm.”

-Son yıllarda artistlere dikiş dikmeme karan aldığınızı söyleyip duruyorsunuz ama yine de dikiyorsunuz?



-“Şu anda dikiş diktiğim sanatçı sayısı gerçekten çok az. Onlara da bir sanatçı gözüyle değil dost gözüyle bakıyorum. Mesela bir Yüksel Uzel, bir Müjde Ar, bir Emel Sayın. Son olarak Samime Sanay’a diktim ama şimdi ona da dikmeyeceğim. Çünkü ev kadını daha anlayışlı, daha zevkli. Benim jön tarzıma daha yatkın. Üstelik para konusunda daha cömert. Ünlü sanatçıların cebinde çok akrep var. Dikiş diktirirken o kadar aceleci olanlar para verirken zaman mevhumunu yitiriyorlar. Bu yüzden dikmiyorum artistlere. Nasıl olsa benden daha usta terziler var piyasada. Hiç unutmam Ajda Pekkan hanımefendi bir kokteylde yanında ben olduğum halde şöyle yakınıyordu aldığı yövmiyenin yetmemesinden ötürü.“Terzi, kuaför, şoför, kira derken elimde bir şey kalmıyor vallahi, öyle değil mi Yıldırım’cığım?” Gözümün içine baka baka böyle konuşan Ajda hanımın bana uzun süredir ödemediği büyük bir borcu vardı. Üstelik o borcunu üç gecelik yövmiyesiyle ödeyebilirdi. Çünkü bu olay olduğu sırada üç ayı aşkın süre gazino sahnelerinde çalışmıştı Ajda Pekkan. Bu yüzden artistlerden çok soğudum.”

-Yaranızı deşdik galiba Yıldırım Mayruk.Çok teşekkürler.

-“Yok ben teşekkür ederim. Bir yerde ilk kez bu kadar dürüst bir şekilde içimi döktüm. Çünkü size güveniyorum. Dediklerimin dışında başka şeyler yazmayacağınıza inanıyorum bazı gazeteler gibi.”

(Alıntıdır.Bkz:http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/sey-dergisinin-1984-tarihli-5-sayisi/)

29.09.2020 16:10

Kategoriler:   Kim Bunlar

Yorumlar