Menü

Yılmaz Güney Boşandı

30 ocak 1967’de, Hilton’un çatısında evlenmeleri fırtınalı olaylardan sonra mümkün olmuştu. Aradan altı ay geçmeden Nebahat Çehre, güle – oynaya evlendiği «Kral» ından boşanmak için mahkemeye müracaat etti! Yılmaz’ın adamları hemen Nebahat’e gittiler. Nebahat barışmak için bir takım şartlar ileri sürdü. Yılmaz kabul etti. Bu kabul, «kadınım» dediği insanı kaybetmemek uğruna atılmış bir adımdı. Ancak, filimlerinde sadece haydutları değil, güzel kadınları da dize getiren «Çirkin Kral», milyonlarca seyircisinin gözü önünde küçük düşmüştü. Yılmaz’ın hayranları, «Tuh be! Koca Yılmaz Güney ufacık bir kadına yenildi!» demeye başlamıştı. Okuma yazma bilmeyen, veya pek az bilen Yılmaz Güney seyircisi böyle düşünür, böyle konuşurdu.



YİNE MAHKEME

Barış bir kaç ay sürdü. 6 mart 1968 çarşamba günü, Nebahat Çehre kocasını yine mahkemeye verdi! 29 martta yargıç huzuruna çıkacaklardı. Yılmaz’ın adamları yine Nebahat’e gittiler. Nebahat barışmak için yine şartlar ileri sürdü. Yılmaz yine kabul etti. Bu kabul, Yılmaz Güneyin, sinema seyircisi nazarındaki sevgisini biraz daha azalttı, onurunu biraz daha zedeledi. On milyon sinema seyircisinin nazarında mitolojik bir varlık olarak görünen Yılmaz Güney’in ilahlığı yavaş yavaş kayboluyordu. Cüneyt Arkın’ı eşi Gül’ün mahkemeye vermesi beyazperdenin Malkoçoğlu’nun Yeşilçam’da nasıl kredisini düşürmüşse, aynı tehlike şimdi de «taçsız kral» ın aklar düşmüş başı etrafında dönüp duruyordu. Yerli sinema seyircileri, hele erkek oyuncuların taraftarları, tuttukları «kahraman»ı kulübe transfer olur gibi, başka jönü tutmaya başlarlar! Yılmaz Güney, böyle olaylar çıktıkça manevi gücünün büyük yaralar alacağını, birçok yıldız jönlerin böyle yıkıldığını gayet iyi biliyordu. Onun için hemen bu duruma bir çare bulması gerekiyordu…



SEMA ÖZCAN SAHNEDE

«Çirkin Kral» 22 mart 1968’de, Şişli’de Sohban’ın platosunda «Öldürmek Hakkımdır» filmine başlıyor ve filmin prodüktörü Mahmut Dedehayır, filmin genç kızı Sema Özcan’a, Yılmaz Güney’i tanıştırıyordu. İki şöhretli sinema yıldızı birbirlerini ilk defa o gün görüyorlardı. Filmin büyük kısmı, İzmit’in Maşukiye köyünde, Çerkezler arasında çekildi. Hareket gününün sabahı, Esentepe’deki evinden taksi ile yola çıkmak üzere olan Sema Özcan’ı, rol arkadaşı Yılmaz Güney erkenden gelerek kendi arabasına alıyor ve filim prodüktörünün eşi Sadiye Arcıman ile birlikte Maşukiye köyüne götürüyordu. Oradaki çalışmalar sırasında Yılmaz Güney’in, Sema Özcan’a o zamana kadar hiç bir kadın artiste göstermediği büyük ve saygılı ilgiyi gösterdiğini settekiler hemen fark ettiler.

Bu iş arkadaşlığı, bir süre sonra, dedikoducuların ağzmda şekil değiştirdi, «aşk» haline getirildi. Tabii bu da Nebahat Çehre’yi çileden çıkardı…



KIZILCA KIYAMET KOPUYOR..

Bir akşam. Yılmaz Güney, Sema Özcan’ı, Esentepe’deki evinden arabasıyla aldı ve Bahçeköy’deki filim setine götürdü. «Nebahat’e gidelim, aramızda saygılı bir iş arkadaşlığından başka bir şey olmadığım, iftiralara inanmamasını söyleyelim,» diyordu. Filim setinde kısa bir süre çalışacak, oradan Nebahat’in, Taksim’deki evine gideceklerdi.

Fakat aksilik bu ya… Filimde rolü olan Nuran Aksov, Nebahat Çehre’ye telefonda, «Ben Bahçeköy’e çalışmaya gidiyorum. İstersen sen de gel?» demişti. Nebahat o sırada Ayşe adında bir arkadaşıyla oturmuş konuşuyor, «Canım sıkıldı, Yılmaz’ın setine kadar uzansak da hava alsak…» diyordu. Nuran Aksoy’un bu teklifini kabul etti ve iki kadınla birlikte minibüse binip Bahçeköy’e gitti. Orada, Yılmaz’ın işinin bitmesini bekleyen Sema Özcan’la karşılaştı. Ona bir şey söylemedi, ama Yılmaz’a kızdığı her halinden belliydi. Daha önceleri, Hülya Koçyiğit’in çok açık bir filim sahnesinde Yılmaz Güney ile sevişmesine de kızan ve Hülya’yı kıskanan Nebahat şimdi de Sema Özcan’ı kıskanıyordu.



SON DAMLA

21 nisan 1968 pazar günü akşamı Yılmaz Güney, yanma Nebahat Çehre’yi alıp Kervansaray’daki «Siverek Gecesi» ne gitti. Yılmaz Güney, Siverek Derneği’nin başkanıvdı. Gece yansına kadar yediler, içtiler ve bol bol da konuştular. Konu, iki gün sonraki boşanma davasıydı. Gece yansı Kervansaray’dan çıkıp Play – Boy’a girdiler. Orada da yine geç saatlere kadar, içmeye ve konuşmaya devam ettiler.

Saatler ilerledikçe bu konuşmalar münakaşa halini aldı. Saat sabahın 03’ü olmuştu. Nebahat Çehre hiddetle sokağa fırladı. Tabii Yılmaz Güney de peşinden… Evleri biraz ötedeydi. Nebahat, annesinin Tarlabaşı’ndaki evine gideceğini, birlikte yaşadıkları eve gelmiyeceğini, söyledi ve Taksim Gezisi köşesindeki arslan heykelinin önünde yere yıkıldı. Başını kaldırıma çarpmıştı. Yılmaz Güney onu hemen arabasına aldı ve Amerikan Hastanesine götürdü. Röntgende sağ köprücük kemiğinde çatlama ve başında hafif yara görüldü. Bu olay gazetelere, «Yılmaz, Nebahat’i otomobiliyle ezdi, dövdü,» şeklinde geçti…



YILMAZ VE GÜL

22 nisan pazartesi günü Yılmaz Güney saat 15’te Nişantaşı’ndaki Fuji Çiçekevinden 30 liraya 5 tane gül aldı ve Amerikan Hastanesinde 25 numaralı odada yatan Nebahat’e götürdü, «Nasılsın?» dedi. Aynı odada foto muhabirimiz Tamer Güvenç ve ben vardım. Köşedeki iskemleye oturan Yılmaz Güney, boşanmayı kabul etmiş bir eda ile şöyle konuşuyordu: «Nebahat ile yakında ayrılacağız. İkimiz de evlenirken elbette bunu istemezdik. Ama, hakkımızda o kadar kötü şeyler yazıldı ve söylendi ki, bu evlilik yakında bitecek!» dedi.



Odada derin bir sessizlik oldu. Nebahat’in de ayrılmaya karar verdiği belli oluyordu. Şimdiye kadar boşanmaktan iki defa son anda vazgeçen Nebahat Çehre, artık Çirkin Kral’dan ayrılmayı kesin olarak kabulleniyordu. Yılmaz Güney’in bu sözlerinde biraz da kendini naza çekme arzusu hissediliyordu. Nebahat, iki gün sonra boşanacağı eşinden, «kemiklerini kırdığı» söylenen Yılmaz Güney’den resmen şikayetçi olmamıştı. Basit bir karı – koca kavgası havasını vererek «kaza» olayını kapatmıştı. Yılmaz da Nebahat’e, «Ayrılacağız, bari güzel bir şekilde ayrılalım,» der gibi şefkat ve muhabbet gösterileri içinde, tıpkı bir filim, bir hikaye kahraman gibi davranıyordu.



HER ŞEY BİTTİ

24 nisan 1968 günü saat 12.30’da 6’ncı Asliye Hukuk Mahkemesinde, iki şahidin dinlenmesinden sonra, Yılmaz Güney ile Nebahat Çehre boşandılar. Böylece Türk sinemasının Çirkin Kralı, 37 yıllık hayatında 450 gün evli kalıyor ve sonunda hürriyeti seçmiş oluyordu. Yılmaz Güney’in avukatı Bilge Bilbay, Nebahat Çehre’nin avukatı Yılmaz Savaşçı’nın gösterdiği şahitlere itiraz etmiyor ve iki artist arasında «şiddetli geçimsizlik» olduğunu kabul ediyordu. Yargıç, daha evlenmeden kavgalara başlayan, evlendikten sonra da bu kavgalarını devam ettiren, aylarca gazetelerde, dergilerde baş köşeye kurulan Yılmaz – Nebahat çiftinin boşanma kararını vermekle, mahkemeci çiftleri tek haline getiriyor ve ayırıyordu.



Boşanma haberini Yılmaz Güney, Polonezköy’deki «Kargacı Ali» filminin setinde foto muhabirimiz İhsan Durmaz’dan, Nebahat Çehre de hastanede bir akrabasından öğrendi. İkisi de boşanma kararını tevekkül ve sükunetle karşıladı. Artık yerli sinemada Yılmaz – Nebahat olayları bir tefrika romanı halinden çıkıyor ve yerli sinemanın bir sayfası daha kapanıyordu. Bakalım Çirkin Kral «hürriyetini» bundan sonra nasıl kullanacak? Tabii Nebahat Çehre de…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-19-sayisi)

25.11.2020 00:10

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 11 Nisan 2020 23:40

    Tugba

    Ah be Yilmaz olmasaydı sonunuz böyle