Menü

Zeki Müren Yürekleri Ağıza Getirdi

BEYAZ badanalı küçük evleri, sakin mavi koyları, gerçek bir Akdeniz sıcaklığı ile tüm misafirlere kucak açan, yerli halkı ile sessiz sakin bir şehircikti Bodrum…

Böyle tanımıştı Cevat Şakır Bodrum’u ve el sürülmemiş bekaretiyle sevmişti. Sürgün geldiği bu yeri cennete döndürmeyi hayal etmiş, bulunduğu her çevreye güzeline katmayı amaçlayan bir sanatçının duygusallığı ile yeniden yaratmaya çalışmıştı. Okaliptüsler, bellasombralar, palmiyeler ekmiş, kendi halindeki bu kıyı şehrinin Avrupa’nın sayılı tatil kasabalarından aşağı kalmayacağını ispatlamaya çalışmış, en güzel eserlerini burada vermişti…

Cevat Şakir daha sonra bu şehrin tarihi adı «Halikarnas»ı benimsemiş, yazdığı hikayelerin konularını balıkçıların yaşamlarından seçtiği için «Halikarnas Balıkçısı» adını almıştı.

Aradan yıllar geçti, «Balıkçı»dan sonra çok değişti Bodrum. Yeni evler yapmak için, diktiği ağaçlar kesildi, yerli halkın yerini bambaşka çevrelerden gelmiş değişik yapıda insanlar aldı. Gittikçe popüler olan ve gittikçe yozlaşan Bodrum için bir de festival düzenlendi. Bodrum’a yerleşen Türk müziğinin ünlü sesi Zeki Müren’in konserleri bu festivallerin amacı olmaya başladı.

Artık bir «Paşa»sı var ki Bodrumluların herkese bedel…

Neler gördü neler geçirdi Bodrum, ama nice uygarlıkların gelip geçtiği bu topraklarda yaşayan hiç kimse, ne Hıristiyan din adamları, ne Rodos şövalyeleri ne de ünlü balıkçı böyle itibar görmedi.

Atatürk, «Türkiye’ye gelmiş geçmiş tüm küftürler bizimdir» demişti. Ve bu görüşü benimsemişti mavi yolculuğu başlatan sanatçılarımız. Bodrum’un bugünkü kültürü de bizim kültürümüz, Paşa’mız da bugünkü kültürün simgesi.

Türk müziğinin bu büyük sesi halkın «Paşam, paşam» diye gösterdiği büyük ilgiye, sevgiye, «Canlarım, güzellerim benim» diye karşılık veriyor. Bodrum halkının kalbini kazanmasını biliyor. Bu arada da konserine başlamadan önce «balıkçı»yı anarak onu unutan festival komitesini utandırıyor.

MİLYONLARIN İZLEDİĞİ

BAYRAMIN son gecesi, biten bayram heyecanına yeni bir heyecan katılıverdi… Televizyonları karşısında bekleşen milyonlar, hep aynı sorunun cevabını bekliyordu:

«Zeki Müren Konseri yayınlanacak mı?»

Haberlerden sonra gelen kuşağın başında, televizyon spikeri Fatih Orbay, program akışını anlatmak için ekrana çıktığında herkes nefesini tutmuştu. Evet… Orbay, müjdeyi hemen veriyordu. O gece Zeki Müren’in Bodrum Konseri yayma girmişti. Belki de ilk kez, TRT’nin son anda yaptığı program değişikliği milyonlarca televizyon seyircisini bu denli sevindiriyordu…

Tabii bu olayın gerçekleşmesinde en büyük emek, televizyon yapımcısı Erşan Başbuğ’un idi. Konseri filme alan ve ardından yıldırım hızıyla Ankara’ya koşar, Başbuğ, müzik ziyafetinin görünmeyen ahçısıydı. Buraya kadar olanları ve ekrandaki Zeki Müren’i hepiniz gördünüz, şarkılarını heyecanla, zevkle dinlediniz… Biz size şimdi göremediklerinizi anlatmak istiyoruz…

«Halikarnas Balıkçısı» (Cevat Şakir Kabaağaçlı)’nın «Mavi ile yeşil hiçbir yerde bu denli güzel bütünleşemez» dediği Bodrum ve onun asırlara meydan okumuş kalesi salkım saçaktı o gece… Herkes «bilet» derdine(!) düşmüştü. Önceleri 750 lira olarak belirtilen bilet fiyatları konser gecesi astronomik rakamlarla karaborsadan kapış kapış satılıyordu. Kimse halinden şikayetçi değildi üstelik… Alan da memnundu, satan da…

Bodrum Kalesi dolmuştu… Hem öyle bir dolmuştu ki, burçların üstü bile salkım salkım insan açmıştı sanki… Ve konsere giren de giremeyip dışarıda kalan da, «En büyük Zeki, başka büyük yok» diye tempo tutuyordu.

Bir heyecan, bir sabırsızlık vardı bekleşen yaklaşık 10 bin kişide… Anlatılamayacak bir heyecandı bu. Görülen, yaşanan ama dile getirilemeyen bir heyecan…

Cemile Kutgün konserin sunuculuğunu üstlenmişti… Önce, Coşkun Demir, ardından Bilgen Bengü çıktı sahneye… Herkesin gözü de kulağı da «Sanat Güneşi»ni, «Paşa»yı, «Zeki Müren»i bekliyordu… Saatler 24.00’ü gösterirken küçük bir çadırı kulis odası olarak kullanan Zeki Müren’in, uzun upuzun yıllara imzasını eli titremeden atmış bu büyük sanatçının, büyük bir gerilim içinde olduğunu görüyorduk. O herkesten daha heyecanlıydı… Bir ara hava almak için sahne arkasındaki avluya çıkan Sanat Güneşi, yanında duran Cemile Kutgün’e şunları fısıldıyordu:

«Daha ne duruyoruz? Kimi bekliyoruz? Bu kadar büyük bir kitleyi bekletmeye hakkımız yok… Beni sakın uzun uzun takdim etmeyiniz… Lütfen…»

Zeki Müren’i adım adım izleyen doktorların yüzünde ise gizli bir kaygı okunuyordu… Onun heyecanlanmaması gerektiğini sık sık hatırlatıyorlardı. Ama o, bu öğütlere gülerek şu karşılığı veriyordu:

«Hastayım… Hastalığımın bilincindeyim. Ancak böylesine sevilen bir sanatçı ölene dek sahnede olmalı… Bu ilgiye, bu sevgiye karşı nasıl heyecanlanmam…»

Sanat Güneşi, bir başka soruya da şöyle cevap veriyordu:

«Dün gece hep uyumaya çalıştım ama uyumama imkan yoktu. Bir yıldır bu konser için hazırlanıyorum. En iyiyi, en güzeli vermek istiyorum. Bu büyük sevgiye hep layık olmak istiyorum. İnşallah bir aksilik olmaz. Hep bundan korkuyorum… Ufacık bir aksaklık her şeyi mahvedebilir.»

18 yaşında bir genç gibi hem okuyor, hem de oynuyordu Sanat Güneşi… Onu izleyenler coşmuştu, ama doktorlar hala kaygılıydı… Çünkü Müren’e oynamak da yasaktı, fazla heyecanlanmak da.

Sonra sahneye çöktü koca dev!.. Diz çökmüştü… Doktorların yüreği de ağızlarına gelmişti… Çok sevdiği bir «Maya»yı söylemeye hazırlanıyordu. «Zahidem» idi bu maya… Bodrum Kalesi, tarihi sessizliğine gömülmüş, çıt bile çıkmıyordu…

Konser akışı içinde bir şarkı vardı ki, herkesi çok etkiledi… O şarkının adı da, «Hastayım Yaşıyorum Görünmez Hayalinle» idi. Kar makinesi yine çalışmış, çevreye beyaz köpükler atıyordu, duman makinesinden «Paşa»nın bulutlara benzettiği san dumanlar yükseliyordu. O gün Bodrum Kalesi ekrandan izlenemeyecek kadar muhteşemdi… 1.5 saatlik konser ekrana kısaltılmış olarak gelmişti ama, milyonlarca insan mutluydu…

Sırılsıklam ter içinde kalan ve doktorların «fazla yorulmayın, kalbinizi yormayın» diye sıkı tembihlerde bulunduğu sanatçı, konserin bitiminden sonra aniden fenalaştı.

Doktorların nezaretinde 45 dakika kadar kulis çadırında istirahat eden Zeki Müren’in tansiyonunun aniden düştüğü belirtildi. Doktorlarının nezaretinde evine giden Müren, o gece onuruna verilen davete de katılamadı ve evinde dinlenmeyi tercih etti. Ertesi sabah dinlenmiş ve zinde olarak Bardakçı Plajı’na gelen Zeki Müren’in moralinin çok yüksek ve neşeli olduğu gözlendi. Gazetecilerle sohbet eden tebrikleri kabul eden Müren, sorulan bir soruya da: «Sağlık durumum Allah’a şükür iyi… Konser sonrası tansiyonum düşmüş, o da düzeldi» şeklinde cevap verdi…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1984-tarihli-38-sayisi)

29.07.2019 23:46

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar