Menü

Figen Say Müslüman Oldu

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün önünde otomobilden indi. Kapıdan süratle içeri girdi. Merdivenlerden acele çıktı. Birinci Şube’nin önüne gelince durdu. Çantasını açtı. İçindeki dilekçeyi çıkardı. Kapıya önce iki defa vurdu, sonra açtı. Karşısına çıkan polise:

– «Birinci Şube Müdürüyle görüşeceğim. Bir dilekçe…» diyebildi. Heyecanlıydı. Polis, dilekçeye bir göz attı. Anne, baba isimlerinden sonra kocaman bir «Figen Say» admı ve altındaki cümleyi bir anda okuyuverdi: «Eskiden beri Müslüman dinine karşı büyük sevgi ve alaka duyarım. Din değiştirip Müslümanlığa geçmem hususunda gereken işlemin yapılmasını saygı ile rica ederim.»



– «Buyrun!» diyerek iç kapıyı açan polisin önünden Birinci Şube Müdürünün odasına girdi. Müdür, dilekçeyi okuyunca ayağa kalktı. Meşhur bir sinema yıldızının Müslüman olması Türkiye ölçüsünde önem taşıyordu. Dilekçe sahibine birkaç soru sordu. Sözleri müşfik, tatlı ve meraklı bir ifade taşıyordu:

– «Niçin Müslüman olmak istiyorsunuz Figen Hanım?» dedi. Figen Say, kalbinin çarpıntısı sesinden belli olacak şekilde konuşuyor, bu isteğinin ani bir feveran veya herhangi bir reklam kaygusuyla değil, gayet samimi temayüller sonunda verilmiş bir karar olduğunu anlatıyordu.

– «Ben kalben daha yıllar önce Müslümanlığı sevmiştim. Zannedersem asıl önemli olan taraf da budur. Ezan sesleri beni daima tesirine alırdı. İstanbul’un büyük camilerini gezerken o tatlı atmosferin içinde bambaşka alemlere dalar giderdim. Daha çocukken girdiğim bir büyük camide, renkli pencerelerden süzülüp içeriye giren güneş ışıklan tam üstüme düşmüş, sanki beni kanatlarına alıp cennetin sonsuzluklarına uçuracak bir büyük kuşa benzemişti. Camilerde, diğer mabedlerde bulunmayan sade bir güzellik vardı. Fazla süs, mübalağalı törenler yoktu. Mahallede çocuklar Ramazan geceleri camilere giderler, ben bu Müslüman arkadaşlarımın arkasından bakakalırdım. Bir kere mevlut dinledim. Türkçe sözleri anladığımı görünce o kadar haz duydum, o kadar sevindim ki, tarif edemem… Daha, şimdi burada anlatmama heyecanım engel oluyor, birçok şeyler beni bu dine çekti. Bu karar, şimdi verilmiş bir karar degildir, yıllardan beri böyle yapmak istiyordum. Kısmet bugünmüş…»

Müdür, dilekçeyi hemen İstanbul Vilayetine gönderdi. Figen Say’a, isteği üzerine kahve ısmarlayıp beklettiler. Dilekçe tasdik edilip geri geldi. Birinci Şube Müdürü, evrakı İstanbul Müftülüğü’ne havale etti ve odasından çıkan Figen Say’a:



– «Hayırlı, uğurlu olsun» dedi.

Mimar Sinan’ın Süleymaniye Camii yanındaki İstanbul Müftülüğüne geldiğimiz zaman kapıda arabadan indik. Figen Say, yeşü başörtüsü, yeşil mantosu içinde kararlı adımlarla bahçede ilerledi. Kapısında «Müftülük» yazılan büyük odaya hep beraber girdik. İstanbul Müftü Muavini Ali Fikri .Yavuz, Figen Say’ı karşısına oturttu. Verilen evrakı okudu. Bitirdikten sonra dikkatli gözlerle Figen Say’a baktı. Bu kararının önemini ve ciddiyetini belirten bir konuşma yaptı. Sonra şu sözleri söyledi:

– «Bak kızım, Müslüman dini, hak dinidir. Müslümanlar, Allah’ın gönderdiği bütün kitaplara ve peygamberlere inanırlar. Bizim peygamberimiz, son peygamber olan Hazreti Muhammed’dir’ ve kitabımız da Allah kitabı olan Kur’an-ı Kerim’dir. Şimdi, birlikte «kelime-i şahadet» getireceğiz. Bunu sözleriyle olduğu gibi kalben de söyle kızım…»



Müftü Muavini Ali Fikri Yavuz kelime-i şahadete başlayınca Figen Say da aynı kelimeleri söylemeye başladı. Heyecandan titreyen dudaklarla, «Müslüman olmak için gereken» bu vecibeyi yerine getirdi. Günlerden 2 aralık 1967 cumartesiydi. Saat tam 16.45’i gösteriyordu. Müftü Muavini:

– «Müslüman dinine geçişin hayırlı ve uğurlu olsun. Müslüman dinine yaraşan hareketler yap. Evlen ve hayırlı evlatlar yetiştir» dedikten sonra «fatiha» ile konuşmasına son verdi. Müftü Muavininin iki misafiri de dahil olmak üzere odada hazır bulunanların:

– «Amin» sözleriyle dini tören bitti.

Figen Say ayağa kalktı. Müftü Muavini Ali Fikri Yavuz da ayağa kalktı. Misafirini oda kapısına kadar uğurladı:

– «Tekrar hayırlı ve uğurlu olmasmı temenni eylerim» dedikten sonra elini sıktı. Figen Say veda ederken gözlerinden iki damla yaş yanaklarından aşağı doğru yuvarlanmıştı…



Yandaki kalem odasında Figen Say’ın tamamlanan evrakı Müftülük defterine kayıt edilirken biz de yeşil bahçeye çıktık. Yeşil çamlar, yeşil başörtüsü, yeşil manto ve inci yaşlar yuvarlanan iki yeşil göz…

Sonbahar bitiyor, kış başlıyor ve biz Süleymaniye Camii önünde ağır ağır yürüyoruz. Aydınlık, temiz ve düz yolda ilerliyoruz. Figen Say’ın bundan sonraki hayatının da böyle olmasmı temenni edip ayrıldık. Müslümanların Ramazan’ı girerken bir genç kadın da Müslüman dinine giriyor. Süleymaniye’nin selviler gibi yükselen zarif minarelerinden güzel sesli bir müezzinin okuduğu ezan duyuluyordu.

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1967-tarihli-50-sayisi)

11.10.2020 20:26

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar