Menü

Tamer Yiğit Tanınmaz Halde

Tamer Yiğit Tanınmaz HaldeKurtuluş otobüs durağı bitti, ama ben yürümeye devam ediyorum. Kasımpaşa sırtlarına doğru giderken yokuş aşağı inmeye başladım. Arnavut kaldırımlarından sular dere gibi akıyor. Düşe kalka «Zeynep Hanım» m evine ulaştım. Kapı aralık… Zira içeriye kalın, siyah elektrik kablosu giriyor. Bu kabloyu gördünüz mü, orada filim çalışması olduğunu kolayca anlarsınız. Yerdeki kordona bakıp içeri adımımı atarken gözlerim karardı. Zira pencerelerde siyah perdeler var. Işıkları da söndürmüşler… Ayağım bir yere takıldı. Başımı kaldırıp baktım. Bu sırada ışık yandı. Elimde olmadan:

– «Ay!» diye bağırmışım… Bağırmışım, çünkü karşımda Frankeştayn filimlerinin meşhur canavarı duruyor… Bir gözü kapalı, bir gözü ölü gözü gibi sabit ve manasız… Yüzü yanmış, kavrulmuş bir garip adam… Bana hayretle bakan bu korkunç yaratık neden sonra ağır ağır konuşmaya başladı:

– «Ko-kork-ma… a-ağ-bi… Be- Ben… Ta -ta… mer…» demez mi? Ağır ağır konuşuyor, çünkü ağız kaslarını oynatamıyor, idare edemiyor…

Suratı, yanakları esnekliğini kaybetmiş… Odun gibi, ağaç gibi olmuş…»

Tamer Yiğit Tanınmaz Halde– «Vay Tamer Yiğit seni bu hale kimler koydu?» diye şaka yapalım, dedik. Elini ağır ağır (süratli bir şey yapamıyor) kaldırdı; rejisör Mehmet Aslan’ı gösterdi:

– «İşte Mehmet ağbi…» dedi. Ama birkaç hecede…

Türkiye’de 17 yıl tam 117 filmin asistanlığını yapıp «asistanlık rekoru» nu elinde tutan (artık rejisör oldu) Mehmet Aslan alaylı tebessümünü takınarak ağır ağır konuştu:

– «’Gül Ağacı’ isimli bir senaryo yazdım. Filmin başında alevler içinde yanan bir gül ağacı göreceksiniz… Yoksa ‘Gül Ağacı’ şarkısını dinlemeyeceksiniz… Yalnız filimde bir başka Tamer var: Tamer Arasu… O delikanlı ‘Benim de kalbim var, ben de insanım – Benim de canım var ben de insanım’ şarkısını söyleyecek…»

Tamer Yiğit Tanınmaz Halde«Gül Ağacı» bir korku filmi değil… Zira, Tamer’in dublörü olan, gerçekten yüzü yanık olan Nuri Beşir, filimde ancak «amors», yani yüzünün «bir parçası» görünüyor. Zengin Tamer’le fakir kız Hülya, ailesini kurtarmak için evleniyor. Tiksinerek, iğrenerek… Fakat sonunda Tamer’in yüzü ameliyatla o kadar güzel oluyor ki Hülya, Tamer’e aşık bile oluyor. Tamer’in makyajın: «collodyom», «tetracolor», «aseton», «pudra» ve çeşitli boyalarla rejisör Aslan yaparken acıklı bir dram filmi olan «Gül Ağacı» setinde de evin sahibi şişman Zeynep Hanım bir oraya bir buraya koşup, misafirlerini ağırlıyordu. Hülya Koçyiğit, bir aralık «telefon etmeye» gitti. «Selim’i arıyor» dediler. Hülya, telefon konuşmasını bitirince filmin çekimi tekrar başladı. Tamer Yiğit ile Hülya Koçyiğit (ikisi de yiğit) birbirlerine yardım ettiler. Tamer’in yüzünün makyajı temizlendi ve «kız isteme» sahnesiyle filmin ilk günkü çalışması tekrar başladı…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-3-sayisi)

11.08.2019 00:17

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 27 Ağustos 2015 10:47

    BÜŞRA KOŞMAZ

    o hali bile yakışmıl çok hayrandım kendisine :)
  • Yayınlandı: 13 Eylül 2016 13:01

    vahdet doğuş

    ne güzel yıllardı,her sokak her köşe sinemaydı,24 saat sinemayla yatar sinemayla kalkardık,sokaklar şahit filmlerin sesleri yankılanırdı,belki o yıllarda çocuk olduğumuz için bize güzel görünürdü.